Adil Padişah

Anonim - MASAL6 Derlemesi · 5 dakika okuma süresi · 223 kez okundu · ❤️ 0 beğeni
Adil Padişah

Adil Padişah

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde... Develer tellal iken, pireler berber iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, büyük ama fakir bir ülke varmış. Bu ülkenin padişahı denizde seyahat etmeyi, başka ülkelere gitmeyi çok severmiş. Bir gün padişahın ülkesine bir kâşif gelmiş. Bu kâşif padişahın huzuruna çıkarak ona: — Yüce padişahım! Büyük Okyanus’ta bir ada var. Bu adada da hazineler var, demiş. Padişah bu sözleri duyunca buradaki hazinenin ülkesine fayda sağlayacağını düşünmüş. Hazinenin yanına gitmek için hemen hazırlıklara başlamış. Gemileri hazırlatarak kâşifle birlikte yola çıkmış. Az gitmişler uz gitmişler, en sonunda hazine bulunan adaya gelmişler. Hiç vakit kaybetmeden arama çalışmalarına başlamışlar. Bir süre sonra büyük bir vadiye ulaşmışlar. Vadinin ortasında karşılarına, üç tarafı taşlarla çevrili bir kapı çıkmış. Kâşif, kapının demirden olan kolunu iki defa sağa çevirmiş, kapı açılmamış. Sonra iki defa sola çevirmiş, kapı birden açılıvermiş. Kapı açılır açılmaz karşılarına ikinci bir kapı çıkmış. Bu kapı da gümüştenmiş. Kapının üstünde bir kartal resmi varmış. Kâşif, hemen kartalın ateşten parlayan gözlerine iki defa dokunmuş. Kapı birden açılıvermiş ama bu defa da karşılarına üçüncü bir kapı çıkmış. Bu kapı da altındanmış. Kapının üzerinde altıdan yapılmış bir inek heykeli varmış. Kâşif bu kapıyı görünce telaşlanmış: — Bu kapı planda yoktu. Şimdi bunu nasıl açacağımı bilmiyorum, demiş. O esnada padişahın yanında bulunan bir denizci: — Ben küçükken evimizdeki ineği sağmak istemiştim fakat inek benden korkup kaçtığı için onu sağamamıştım, diye bir anısını anlatmış. Bu anı ile kâşifin aklına bir fikir gelmiş. Hemen ineğin memelerini kuvvetlice çekmiş. İneği memelerini çeker çekmez üçüncü kapı da açılıvermiş. Hep birlikte kapıdan içeri girmişler. Girince herkesi bir merak sarmış. Karşılarında altından yapılmış bir kuş, kuşun etrafında büyüklü küçüklü sandıklar, taşlar ve insan heykelleri duruyormuş. Padişah, yanındakilere karşılarında duran insan heykellerinin gerçek birer insan olabileceğini söylemiş. Kâşif: — Tahminiz doğru efendim. Söylentilere göre, bu insanlar geçmiş zamanda yaşamış mucitlermiş. Onlar geçmişte altından bir kuş yapmışlar. Sonra bu kuşun üzerine binip günlerce gezmişler. Her gittikleri ülkeden değerli buldukları bütün eşyaları toplayarak kendi ülkelerine getirmişler. Bir süre sonra diğer ülkelerdeki insanlar açlıktan ölmeye başlamış. Mucitlerin yaşadığı ülkede ise insanlar arasındaki sevgi bitmiş. Sevginin yerini kıskançlık ve zengin olma hırsı almış. Herkes daha çok zengin olmak istiyormuş. Şu karşıda görünen dağ ise eskiden bir altın madeniymiş. Mucitler ülkesinin insanları, bu dağın derinlerindeki altına ulaşabilmek için maden ocakları kurmuşlar. Ama bu dağın eskiden sönmüş bir yanardağ olduğunu bilmiyorlarmış. Günler günleri kovalamış, mucitler altın arama bahanesiyle dağın her yerini delik deşik etmişler. O güne kadar sönmüş bir hâlde duran yanardağ, büyük bir gürültüyle tekrar patlamış. Her yeri lavlar sarmış. İnsanlar, sandıklarına koydukları altınları almaya çalışırken lavların arasında kalmışlar, taştan heykellere dönüşmüşler, demiş. Sonra kâşif anlatmaya devam etmiş: — Burada pitonlar yaşıyor. Bu pitonlar, bu hazineyi koruyorlar, Hazineden altın almak isteyenlerin sadece bir sandık altınla buradan ayrılmalarına izin veriyorlar, demiş. Kâşifin anlattıklarından sonra padişah askerlerine: — Herkes bir sandık altın alsın, başka hiçbir şeye dokunmasın, demiş. Askerler birer sandık altın almışlar. Hep beraber tam kapıdan çıkacakken beklenmedik bir şey olmuş, pitonlar aşağıya doğru inmeye başlamış. Padişah çok telaşlanmış ve askerlerine: — Kim fazla bir şey aldıysa geri bıraksın, yoksa hepimiz ölürüz, demiş. Askerlerden bir tanesi: — Parmağıma bir yüzük takmıştım ama hemen bırakıyorum, demiş. Asker aldığı yüzüğü bırakınca pitonlar tekrar yerlerine dönmüşler. Bunu gören padişah: — Keşke herkes bu yılanlar kadar işini hakkıyla yapsa, dünya güzelleşirdi, demiş. Padişah birlikte yaşamanın yolunun paylaşmaktan ve hakkı gözetmekten geçtiğini anlamış. Adamlarıyla gemilerine binip saraya geri dönmüşler. Padişah, getirdiği altınlarla daha da zengin olmuş. Padişahın ülkesindeki insanlar, sonsuza kadar adil bir şekilde yönetilmişler. Padişah, herkesin hakkını gözetmiş. Fakire destek olmuş, zengini iyiliğe yönlendirmiş. Ülkedeki insanlar huzur, mutluluk ve refah içinde yaşamışlar. Gökten üç elma düşmüş, üçü de bu masalı dinleyenlere eşit bir şekilde paylaştırılmış. Herkes payına düşeni afiyetle yemiş, Böylece elmanın güzel tadına bakmayan kalmamış.

📖 Benzer Masallar

Tümünü Gör →

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...

Yorum yapmak için giriş yapın

Bağlan