Bir varmış, bir yokmuş. Bir Aliş varmış, bir de Fadiş varmış. Bu çocukların annesi ölmüş. Babaları da yeniden evlenmiş. Bu evlilikten iki çocuk daha olmuş. Bu kadın evlatları arasında ayrımcılık yapıyor, sadece kendi çocuklarına iyi davranıyormuş. Aliş ile Fadiş’i de sürekli sığıra gönderiyormuş. Bu duruma Aliş ile Fadiş çok üzülüyorlarmış ama onlara yardım etmek isteyen bir inek varmış. Bu inek sihirli bir inekmiş. İnek, Aliş ile Fadiş’in günbegün zayıfladığını görünce onlara üzülmüş ve bir gün onları yanlarına çağırmış: — Gelin benim boynuzumu çıkartın, demiş. İneğin boynuzunda bal, tereyağı, ekmek, tavuk her türlü yemek çeşidi varmış. Aliş ile Fadiş her gün bu güzel yemeklerden yemişler. Kadının çocukları git gide zayıflıyorlarmış. Aliş ile Fadiş ise kilo alıyorlarmış. Üvey anne bu duruma şaşırmış. Bir gün kendi çocuklarını da onlarla birlikte sığıra göndermiş. Onlara: — Bir gidin bakın, bunlar sığırda ne yiyorlar da böyle kilo alıyorlar, demiş. Çocuklar da Aliş ve Fadiş’le birlikte sığıra gitmişler. Gizli gizli izlemişler. Onların ineğin boynuzundan beslendiğini görmüşler. Gelip annelerine bu haberi vermişler. Kadın kocasına olanları anlatmamış ama demiş ki: — Sen bu ineği keseceksin! Kocası: — Hanım ineğimiz iyidir, ineğimizi niye keselim, demiş. Kadın: — Yok! İlla bu ineği keseceksin, demiş. Sabah olmuş, çocuklar yine sığıra gitmişler. İneğin yanında ağlamaya başlamışlar. İneğe: — Seni kesecekler bizim güzel ineğimiz, demişler. İnek: — Kessinler, üzülmeyin. Benim etim onlara acı gelecek, size de tatlı gelecek, demiş. Ertesi gün ineği kesmiş pişirmişler. Etin tadı sadece Aliş ile Fadiş’e tatlı gelmiş. Diğerlerine acı gelmiş. Aliş ile Fadiş bir güzel karınlarını doyurmuşlar. Aliş gece Fadiş’e: — Bacım gel, biz buradan gidelim. Annemiz bize bakmaz, ineğimizi de kestiler, biz ne yiyip içeriz, demiş. Bunlar evden gitmeye karar vermişler. Gece herkes uyurken evden gitmişler. Önlerine bir köy çıkmış. Köyün çeşmesine varmışlar. Aliş tam su içecekken Fadiş kardeşine: — Sakın oradan su içme, yoksa koça dönüşürsün, demiş. Aliş çok susadığı için ablasının sözünü dinlememiş, suyu içmiş. Birden koça dönüşmüş. Aliş ablasına demiş ki: — Bundan sonra birlikte bir yere gitmemiz tehlikeli olur. Ben seni şu ağaca çıkartayım. Kendim gidip otlanayım, sonra da gelip seni boynuzumla besleyeyim, demiş. Fadiş bu teklifi kabul etmiş. Günler günleri kovalamış, bir gün padişahın oğlu buradan geçerken atına su içirmek istemiş. At, çeşmeden su içerken Fadiş’in ay yüzü suya yansımış. Başını kaldırıp ağaca bakmış ki ne görsün! Ağaçtaki ay yüzlü bir kız. Fadiş’e: — Bacı yüzünü başka yana dönder ki benim atım su içsin, demiş. Kız yüzünü diğer tarafa dönderince at su içebilmiş. Padişahın oğlu: — Bacı aşağı inersen seni gideceğin yere götürebilirim, demiş. Kız: — Olur ama benim gidecek yerim yok. Bir tek bana yarenlik edecek bir koçum var. O gelmeden hiçbir yere gitmem, demiş. Padişahın oğlu: — Eğer istersen seninle evlenir kardeşine de sana da bakarım, demiş. Fadiş, bu teklifi kabul etmiş. Padişahın oğlu: — O zaman yarın düğün alayıyla birlikte seni almaya gelirim, demiş. Bunlar sözleşmişler. Padişahın oğlu babasının yanına gitmiş. Durumu izah etmiş. Babası da oğlunun isteğini kırmamış. Düğün alayı gelerek kızı ağaçtan indirmiş. Fadiş, koç ve padişahın oğlu birlikte yaşamaya başlamışlar. Ama padişahın oğlunu seven bir kız, Fadiş’i çok kıskanıyormuş. Çünkü padişahın oğluyla kendisi evlenmek istiyormuş. Onları ayırmak için de fırsat kolluyormuş. Bir gün Fadiş, kardeşiyle gezmeye çıkmış. Kıskanç kız, onları gizlice takip etmiş. Fadiş, göl kenarında yürürken onu korkutmuş. Korku ile Fadiş’in ayağı kaymış ve göle düşmüş. Kıskanç kız, koçu da yanına alarak saraya dönmüş. Padişahın oğlu koçun yanında eşini görmeyince şaşırmış. Kıskanç kıza: — Sen de kimsin, demiş. — İnsan eşini bilmez mi hiç! Eşinim işte, bu da çok sevdiğim, yanımdan ayırmadığım koçum, demiş. — Sen niye bu kadar kara oldun peki? — Güneşin altında çok gezdim de ondan, demiş. Padişahın oğlu bu duruma inanmasa da kıskanç kız onu ikna etmiş. Ama padişahın oğlu hanımının davranışlarından şüphelenmiş. Her gün koçun saraydan çıkıp gittiğini gözlemlemiş. Kıskanç kadın, eşinin koça olan sevgisini de kıskanmış. Bir gün padişahın oğluna: — Bu koçu keselim artık, demiş. — Sen bu koçu çok severdin, şimdi niye böyle diyorsun? — O eskidendi, demiş kıskanç kız. Sonunda padişahın oğlu, askerlerini çağırmış. Koçu gittiği yere kadar izlemelerini emretmiş. Onlara: — Bu koç, her gün nereye gidiyor, izleyin demiş. Koç ise her gün, göl kenarına gidip kardeşinin düştüğü yere bakarmış. Kardeşine kıskanç hanımın kendisini kestireceğini anlatmış. Fadiş ise gölün içinden seslenmiş: — Ne yapayım kardeşim? Derin göldeyim, kırmızı balığın karnındayım. Elimden bir şey gelmiyor, demiş. Olanlara şahit olan padişahın askerleri, hemen durumu haber etmişler. Padişahın oğlu da koçla beraber derin göle gelmiş. Tüm ahali oraya çağrılmış. Derin gölün suyu boşaltılmış. Fadiş’in içinde olduğu balık gün yüzüne çıkmış. Hemen balığın karnını açmışlar, Fadiş’i içinden çıkarmışlar. Fadiş, başından geçenleri bir bir anlatmış. Kıskanç kadını kırk katıra bindirmişler. Padişahın oğlu, Fadiş ve koç da mutlu mesut yaşamışlar.
Aliş ile Fadiş
Anonim - MASAL6 Derlemesi ·
5 dakika okuma süresi ·
210 kez okundu ·
❤️ 0 beğeni
Aliş ile Fadiş
📖 Benzer Masallar
Tümünü Gör →
1. Sınıf Masalları
Parmak Kız Masalı
Parmak Kız Bir zamanlar, çok çocuğu olsun isteyen bir kadın yaşarmış. Bir gün yaşlı bir büyücü ona sihirli bir tohum ve...
15 dk
5.0
790
1. Sınıf Masalları
Kırmızı Başlıklı Kız Masalı Oku
Kırmızı Başlıklı Kız Bir varmış, bir yokmuş. Çok eski zamanlarda, tatlı mı tatlı bir kız varmış. Büyükannesi ona kırmız...
12 dk
5.0
14,165
Sonraki masal yükleniyor...
Bu kategoride başka masal yok
Ana Sayfaya Dön
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bağlan