Altın Temir Saçlı Çocuklar

Anonim - MASAL6 Derlemesi · 5 dakika okuma süresi · 370 kez okundu · ❤️ 1 beğeni
Altın Temir Saçlı Çocuklar

Altın Temir Saçlı Çocuklar

Bir varmış, bir yokmuş. Allah'ın kulu çokmuş. Çok demesi de günahmış. Bir padişahın üç kızı varmış. Bu kızlar kendi aralarında konuşuyorlarmış. Kızların en büyüğü: — Bir padişahın oğluna varsam da halı üstünde kap kacak yıkasam, demiş. Ortanca kız: — Ben de padişahın oğluna varsam da bir halı zili dokusam, demiş. Küçük kız da ablalarına sürekli: — Allah hayırlı eş, hayırlı bir çift evlat versin, dermiş. Büyük kız gerçekten de bir padişahın oğlu ile evlenmiş. Kardeşleri ablalarına: — Hani sen padişahın oğlu ile evlenirsen halı üstünde kap kacak yıkayacaktın, demişler. Abla da: — Dilden gelen elden gelse ne çok şey olurdu. Onu dilden söyledim, geçti gitti, demiş. Vakti zamanı gelince ortanca kız da evlenmiş. Bu sefer kız kardeşleri ona sormuşlar: — Hani padişahın oğluyla evlenince halı zili dokuyacaktın? Ne oldu, demişler. O da: — Dilden gelen elden gelse çok şey olurdu, demiş. Günler günleri kovalamış. Küçük kız da bir padişahın oğluyla evlenmiş, bir çift çocuk doğurmuş. Çocukların saçları altın temirdenmiş. Ablaları küçük kızın bu çocuklarını kıskanmışlar. Onları alıp sandığa koymuşlar. Sandığı da ırmağa bırakmışlar. Sandık aka aka bir değirmenin oluğuna durmuş. Değirmenci sandığı görmüş. İçini açıp baksa ki güzeller güzeli iki çocuk. Değirmencinin de hiç çocuğu olmuyormuş. Bu çocukları görünce çok sevinmiş. Onları alıp evine götürmüş. Değirmenci adamın hanımı bu çocukları yıkamış. Yıkarken çocukların saçlarından altınlar akmaya başlamış. Değirmenci bu altınlarla zengin olmuş. Yıllar geçmiş, çocuklar büyümüş. Günlerden bir gün, çocuklar arkadaşlarıyla oynarlarken tartışmışlar. Tartışma anında çocuklardan biri, iki kardeşe sinirlenmiş. Öfkeyle: — Siz değirmencinin çocukları değilsiniz. Değirmenci sizi suda buldu, demiş. Bunun üzerine iki çocuk babalarının yanına gitmişler. Duyduklarını ona anlatmışlar. Babaları da onlara gerçekleri anlatmış. İki çocuk gerçek anne ve babalarını bulmaya karar vermişler. Kendilerine bakan yaşlı çiftten izin alıp yola çıkmışlar. Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler. Sonunda annelerinin yaşadıkları şehre gelmişler. Burada bir eve yerleşip yaşamaya başlamışlar. Teyzeleri bu çocukları görür görmez tanımış. Hemen bir plan yapmışlar. Bu çocukları devin ülkesine göndermeye karar vermişler. Bir gün büyük teyze, bu çocukların evine gelmiş. Onlara yardım etmek ister gibi davranmış. Oğlana: — Anneniz ile babanızı bulamadığınız için kız kardeşin çok üzülüyor. Onu mutlu etmek istiyorsan Kaf Dağı’nın ardında yaşayan bir dev var. Bu devin evinde yaprakları gür olan bir gül dalı var. Bu daldaki yapraklar çalar, gül oynar; gül çalınca da yapraklar oynar. Onu getirirsen kardeşin çok sevinir, neşelenir, demiş. Oğlan söylenenlere inanmış. Kardeşini de mutlu etmek için yola çıkmış. Az gitmiş, uz gitmiş. Gitmiş, gitmiş, oğlanın karşısına yolda Hızır çıkmış: — Nereye gidiyorsun oğlum, demiş. — Devin yanına gidiyorum. Devin yanında yaprak çalıyor, gül oynuyormuş; gül çalıyor, yaprak oynuyormuş. Onu alıp kardeşime getireceğim, kardeşim annemle babamı bulamadığımız için çok üzülüyor, demiş. — O zaman sana öğüt versem tutar mısın, demiş Hızır. — Tutarım tabii ki, demiş oğlan. Hızır başlamış oğlana öğüt vermeye: — Bak oğlum, Kaf dağının ardında yedi tane açık kapı gelecek önüne, onları örtmeyi unutma. Sonra da yedi kapalı kapı gelecek önüne onları da açmayı unutma! Karşına bir kurt ile koyun çıkacak. Kurdun ağzında ot var, koyunun ağzında da et var. Otu koyunun, eti de kurdun önüne koy! Ötede kötü kokan bir bahçe çıkacak karşına. Oradan bir çiçek al, oh ne güzel kokuyor, diyerek çiçeği içine çek. Sonra bir kara çay çıkacak karşına. O kara çaydan kimse su içmez. Oradan bir avuç su alıp kana kanan iç. Sonra da ne tatlıydı tadı de. Aradığın devin evi o çayın yanındandır. Evine girip devin yanına vardığında dikkat et! Devin gözü açıksa dev uyuyordur. Kapalı ise uyanık demektir. Aradığını, devin yastığının altında bulursun. Onu alıp kardeşine getirebilirsin. Sizi buraya gönderen teyzelerinizdir. Onlar sizi kaçırıp sandığa koydular, demiş. Birden dede sır olup gitmiş. Oğlan dedenin dediklerini yapmış, devin yastığının altındaki gül ile yaprağı almış. Tam devin evinden çıkacakken dev uyanmış. Gür sesiyle bir yandan bağırmaya bir yandan da koşmaya başlamış: — Demek benim sihirli gülümü alırsın ha! Bunun bedelini ödeyeceksin, demiş. Oğlanın ardından yetişmeye çalışmış. Oğlan çayın yanına gelince dev bağırmış: — Kara çay, kara çay! Tut şu oğlanı, demiş. Çay, deve cevap vermiş: — Kimseler suyumdan içmezdi ancak bu çocuk, ne tatlı, diyerek kana kana suyumdan içti. Tutmam ben onu, demiş. Böylece kara çay çocuğun karşıya geçmesine izin vermiş. Bu sefer çocuk çalılarla dolu bahçeye yaklaşmış. Dev yine seslenmiş: — Çalı, çalı! Çabuk tut şu oğlanı! Çalı, deve karşı çıkmış: — Herkes çiçeğim kötü kokuyor, diye yanımdan bile geçmezdi. Bu çocuk, çiçeklerimi oh ne güzel kokuyor, diye kokladı sonra da bahçeme başını soktu. Tutmam ben onu, demiş. Böylece bahçedeki çalılar da çocuğun geçmesine izin vermiş. Biraz daha gidince çocuk kurt ile koyunun olduğu yere gelmiş. Dev tekrar seslenmiş: — Koyun, koyun! Şu oğlanı tut, demiş. Koyun, deve cevap vermiş: — Koyun et yer miydi? Sen bana hep et verdin, o ise ot verdi. Tutmam ben onu, demiş. Sonra dev, kurda seslenmiş: — Kurt, kurt! Tut şu oğlanı, demiş. Kurt da deve karşı çıkmış: — Kurt ot yer miydi? Sen bana hep ot verdin ama o, bana et verdi. Tutmam ben onu, demiş. Daha sonra çocuk koşarak kapalı kapıya gelmiş. Dev kapalı kapıya seslenmiş: — Kapı, kapı! Tut şu oğlanı, demiş. Kapı, deve karşı çıkmış: — Yedi senedir kapalıydım hiç hava almadım, onun sayesinde hava aldım. Tutmam ben onu, demiş. Bu sefer dev, açık kapıya seslenmiş: — Kapı, kapı! Tut şu oğlanı, demiş. Bu kapı da deve karşı çıkmış: — Yedi senedir açıktım, o gelip beni kapattı, tutmam ben onu, demiş ve çocuğun kaçmasına müsaade etmiş. Böylece çocuk, sağ salim evine dönmüş. Getirdiği yapraklı gülü kardeşine vermiş. Bu olay dilden dile yayılmış. Söylenenler padişahın kulağına kadar gitmiş. Padişah askerlerine emir verip bu oğlanı sarayına çağırtmış. İki kardeş saraya gelince padişaha başından geçenleri anlatmışlar. Padişah hemen eşine haber salmış. Anneleri çocuklarına kavuşmuş. Padişah da teyzeleri çağırıp: — Kırk katır mı istersiniz, kırk satır mı, diye sormuş. Teyzeler katır istemişler: — Kırk katıra biner, anamızın babamızın yanına gideriz, demişler. Padişah, bunları kırk katıra bindirmiş. Katırlar bunları uzak diyarlara götürmüş. Çocuklar da ailesine kavuşmuşlar, mutlu mesut olmuşlar. Onlar ermiş muratlarına, darısı tüm ayrı olanların başına…

📖 Benzer Masallar

Tümünü Gör →

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...

Yorum yapmak için giriş yapın

Bağlan