Avcı Kardeşlerle Büyülü Kuş Masalı Oku
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, zamanın birinde, bir yaşlı adam ile yedi oğlu varmış. Onlar ormanda yaşarlarmış. Adamın karısı yıllar önce ölmüş. Çocuklarını adam büyütmüş. Sabah olunca çocukları evden çıkıp ava, oduna, temizliğe, suya giderken; bir çocuk muhakkak babasıyla kalır, ona yardım edermiş. Diğer ikisi de evde sırt üstü uzanıp yatarmış.
Bu, günlerce sürmüş. Babaları bir gün onları çağırıp:
— Bakın çocuklar, diğer kardeşlerinizin hepsi bir işle uğraşıyorlar. Sizin böyle sırt üstü yatmanız ayıptır. Artık yeter, demiş.
Bunun üzerine kardeşler babalarına:
— Bizim yapacağımız bir şey yok ki, demişler.
— Nasıl yok? İkiniz de kalkın ormana ava gidin. Bir şeyler avlayın. Avlarınızın etini yer, derisini satarız, demiş.
İki oğlu:
— Olur, demişler.
Babaları, ellerine birer ok ile yay vererek onları ormana göndermiş. Çocuklar ormanın derinliklerine doğru günlerce yürümüşler. Bir süre yürüdükten sonra, bir kuş görmüşler. İki kardeş yaylarını germişler, tam kuşu vuracakken kuş:
— Ey insanoğlu dokunmayın bana! Ben zaten yaralıyım, çekin yaylarınızı üzerimden, demiş.
İki kardeş önce şaşırmışlar. Sonra yavaşça kuşa yaklaşmışlar. Kocaman iri bir kuşun inlediğini görmüşler. Kardeşler hemen kuşu ellerine alıp bakmışlar. Kuşun göğsünde koca bir yaranın olduğunu görmüşler. Onu kucaklarına alıp eve götürmüşler. Babaları onları kapıda karşılamış.
— Neler yaptınız oğullarım, demiş.
Çocuklar:
— Bu yaralı kuşu bulduk, ona bakıp iyileştireceğiz, demişler.
Babalarının kuşu kesip yeme ısrarına, iki oğul karşı çıkmış. Babalarına:
— Olmaz babacığım, demişler.
Sonra kuşu alıp evin bir köşesine koymuşlar. İlaçlar yapıp, kuşu birkaç gün içinde iyileştirmişler. Kuş iyileşince de, onu alıp kırlara çıkmışlar.
Kuş iki kardeşe:
— Sizler iyi kalpli insanlarsınız. Ben sizleri çok sevdim. Babanızın beni kesip yeme istediğini kabul etmediniz. Size bir can borcum var. İnşallah bunu öderim, demiş.
Kuş uçmadan önce iki kardeşe birkaç tüy vermiş, çekip gitmiş. Kuş, havalanmadan önce ayağını sürdüğü tüm topraklar altın olmuş. Çocuklar tüyleri ceplerine koymuşlar, altınları da torbalarına doldurup evlerine dönmüşler. Babalarına:
— Kuş havalanmadan önce bu altınları bize bıraktı. Bunlarla yeni bir ev yapalım, kardeşlerimizle birlikte ormandan çıkıp bir köye yerleşelim, demişler.
Yaşlı baba kabul etmiş ama diğer kardeşler bu teklife karşı çıkmışlar. Sonra da ellerinden altınları alıp, bu iki kardeşlerini ormandan kovmuşlar. İki kardeş ağlaya ağlaya ormanın derinliklerine doğru yol almışlar. Önlerine çıkan ilk köyde çalışıp karınlarını doyurmak istemişler.
Akşam olmuş, karanlık basmış. İki kardeş bir ağacın kavuğuna sığınmış, sırt sırta uyumuşlar. Sabahleyin uyandıklarında karşılarında iyi ettikleri kuşu görmüşler.
Kuş:
— Ne oldu size böyle, demiş.
İki kardeş:
— Babamız ve kardeşlerimiz bizi attılar, altınlarımızı da elimizden aldılar. Şimdi ne yapacağız bilmiyoruz. Okumuz, yayımız da yok, av da avlayamadık, demişler.
Bunun üzerine kuş:
— Kapatın gözlerinizi, demiş.
İki kardeş gözlerini kapatmışlar. Biraz sonra kuş:
— Açın gözlerinizi, demiş.
İki kardeş gözlerini açmışlar. Kendilerini çok kalabalık bir şehirde görmüşler. Şehrin pazarına benzeyen bir yerdelermiş. Üstleri başları pırıl pırıl, ipeklerle süslüymüş. Çevrelerinde birçok insan dönüp duruyor, iki kardeşten biri, bir şey istese çevrelerindeki adamlar hemen getiriyor, onlara ulaştırıyormuş.
İki kardeşin etrafındaki askerler onları büyük bir saraya götürmüşler. Nöbetçiler ve diğerleri iki kardeşe hemen odalarını göstermişler. Onlara sürekli:
— Şehzadem, diye sesleniyorlarmış.
İki kardeş bu durumu yadırgamışlar, sonra oldukları hâlden memnun olmuşlar. Artık bir istekleri, bir dilekleri olduğu zaman, anında karşılanıyormuş. İki kardeş sarayda yaşarken babaları ve kardeşleri, eski evlerinden yaşamlarını sürdürüyorlarmış.
Baba ve oğulları, yaptıklarına pişman olmuşlar. Baba diğer çocuklarıyla beraber iki oğlunu aramaya çıkmış ama onlara ulaşamamış. Çaresiz bu durumu kabul etmek zorunda kalmışlar. En büyük kardeş, evin av işlerini yapıyormuş. Her sabah ava giderken azığını ve yeteri kadar okunu alıp gidiyormuş. O gün bir ayıyla karşılaşmış. Ayının yakınına yaklaşmış, oklarını ayıya fırlatmış.
Oklar, ayıya işlememiş. Ayı, okun atıldığı yöne doğru dönünce büyük kardeşin dengesi bozulup kayalıklardan aşağı düşmüş.
Oğlu eve dönmeyince telaşlanan baba, diğer oğullarıyla birlikte büyük oğlanı aramaya koyulmuşlar. Kayalıkların orada büyük oğlanı bulup, eve getirmişler. Uzun süre yatakta yatan büyük oğlan sakat kalmış. Sürekli büyük kardeş ava gittiğinden, ondan başkası av işlerini beceremiyormuş. Bit gün babaları:
— Çocuklarım, büyük kardeşiniz sakat kaldı. Onun yerine birinizin ava gitmesi gerekir. Böyle giderse yaza kalmadan açlıktan ölüp kalırız, demiş.
Sonunda her gün oduna giden kardeş, büyük kardeşin yerine ava çıkmaya başlamış. Odun işini de babası yüklenmiş. Ama ava giden kardeş eve, eli boş dönüyormuş. Tüm kardeşler topluca ava çıkmaya karar vermişler. Ormanın derinliklerine doğru gitmişler. Kardeşlerin en küçüğü ise evde kalmış. Evi ısıtmak için sobaya odun atmış ama sobanın çevresindeki odunlar tutuşmuş. Evin tümü kül olup yanmış.
Baba ve kardeşler avdan dönünce evin külleriyle karşılaşmışlar. Sakat kardeşlerini yanlarında götürdüklerine şükretmişler. Kendilerine kalacak bir yer aramışlar. Geç olduğu için ne yapacaklarını şaşırmışlar. Hep birlikte ormanın girişindeki köye gitmeye karar vermişler. Yürümüşler, yürümüşler, önlerine bir kent çıkmış. Baba çocuklarına şaşkınlıkla:
— Çocuklar burada bir köy olması gerekiyordu. Şimdi bu koca şehir nereden çıktı, demiş.
Kentin sokaklarında dolaşmaya başlamışlar. Sokaktaki herkes onların giyimlerini kuşamlarını yadırgamış.
Kimileri:
— Bunlar düşmanların askerleri olabilir, demişler.
Birkaçı, gidip şehzadeye haber vermiş. Şehzade onları merak etmiş, askerlerine:
— Derhal gidip onları yakalayarak bana getirin, demiş.
Askerler gidip, onları yakalayarak getirmişler. Babası ve kardeşlerini karşısında gören büyük şehzade, onları tanımıyormuş gibi davranmış. Babasına:
— Burada ne arıyorsunuz, kimsiniz, demiş.
Yaşlı baba:
— Biz ormanda yaşıyoruz. Evimiz yandı, kalacak yerimiz kalmayınca kente indik, demiş.
Şehzade:
— Beni tanıdınız mı, demiş.
Adam dikkatli bakınca iki oğlunu da tanımış. Baba ile oğulları sarmaş dolaş olmuşlar. Onları uzaktan izleyen diğer kardeşler, bu duruma bir anlam verememişler. Biraz sonra iki şehzade ile babaları diğer kardeşlerinin yanına gelmişler. Baba oğullarına durumu açıklamış. Kardeşler birbirlerine sarılmışlar.
Baba ile oğulları, kardeşlerine yaptıklarından dolayı çok pişman olmuşlar. Onlardan sonra çok üzüldüklerini, hata yaptıklarını fark ettiklerini, kardeşlerini aramaya çıktıklarını ama bulamadıklarını söylemişler. İki şehzade, büyük kardeşlerinin sakat kalmasına çok üzülmüşler. Şehzadelerden biri:
—Benim cebimde kuşun tüyleri var. Onları vücuduna sürersem kardeşimin vücudu iyileşir, demiş.
Kuşun tüylerini büyük kardeşinin vücuduna sürmüş, onu iyileştirmiş. Küçük bir iyiliğin insanın karşısına büyük bir mükâfat olarak geri dönebileceğini anlamışlar.
İki şehzade hayvanları tedavi edecek bir şifahane yaptırmışlar.
Ömürleri boyunca yaralı hayvanları tedavi etmişler. İyiliğin verdiği mutluluk ile hayatlarına devam etmişler...
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bağlan