Ayı ile Tilki Masalı
Günlerden bir gün, bir ayı ile bir tilki arkadaş olmuşlar. Gece gündüz birliktelermiş. Birinin başı ağrısa diğeri yanına koşuyor, birinin canı yansa öbürü yardıma geliyormuş. Bir gün tilki, ayıya:
— Aman ayı kardeş, kardeşten yakınım! Gel birlikte üzüm bağına varalım. Salkım salkım üzümleri söküp, tane tane mideye atalım, demiş.
Ayı da:
— Peki, demiş.
Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe, bağ, bayır düz gitmişler. Vara vara bir avcının bağına varmışlar. Bu avcı da attığını vuran bir avcıymış. Gözünü yumar, havadaki sineği kanadından arkasına bakmadan vururmuş. Ayı ile tilki bu avcının bağına varmışlar. Üzümlerden üzüm beğenmişler. Her üzüm ceviz kadarmış. Koparıp koparıp yiyorlarmış. Tilki, biraz yedikten sonra daha fazla üzüm yemenin zararlı olacağını anlamış. Hemen bir köşeye uzanmış. Ayı, tilkinin uzandığını görünce:
— Ne oldu tilki kardeşim? Üzümlerde pek yok gözün. İstediğin bir şey var mı? Elma, armut yoksa bal mı, demiş.
Tilki:
— Ayı kardeşim, can kardeşim! Midem tıka basa dolu benim, demiş.
Ayı:
— Sen bilirsin. Ömründe bir daha böyle bir bağ göremezsin, demiş.
Sonra önüne gelen ağaçtan salkım salkım üzümleri kopararak yemiş. Yiye yiye iyice şişmiş. Artık adım atacak gücü kalmamış.
Tilki:
— Ayı kardeş bitirdiysen gidelim, yeter artık, demiş.
Avcı bağının biraz ötesine bir tuzak kurmuş. Tilki önde, ayı arkada yürüyorlarmış. Tuzağın olduğu yere gelmişler. Tilki atlayıp tuzağı geçmiş. Ayı ise üzüm yiye yiye şişip kaldığından, kımıldayacak gücü yokmuş. Sıçramak istemiş, kendini tuzağın dibinde bulmuş. Tilki çekip gitmiş.
Ayı:
— Kurtar beni tilki kardeş, diye bağırmış.
Ama tilki dinler mi? Ayıyı oracıkta bırakıp ormana dalmış. Ayı bağırdıkça ortalık çınlamış. Ayının sesini avcı da duymuş. Avcı kapmış sopayı, ayıya dünyanın kaç bucak olduğunu göstermiş. Sonunda can acısıyla ayı sıçrayarak kendini kurtarmış. Nefes nefese ormana dalmış. Gelmiş, tilkinin yanına varmış. Tilkiye:
— Beni öyle kötü bir durumda nasıl bıraktın? Hiç üzülmedin mi bana, demiş.
Tilki, hiçbir şey olmamış gibi:
— Ne yapayım, ben de mi tuzağa düşeyim? Sen düşünce tuzağa, dedim bari ben kendimi kurtarayım, demiş.
Birkaç gün ayı ile tilki küs kalmışlar. Sonunda birbirleri ile yeniden barışmışlar. Yürüye yürüye bir düz alana varmışlar. Öyle bir ekin görmüşler, öyle bir ekin görmüşler ki duvar boyunda. Tilki ekini ayıya göstermiş, elini bereketli toprağa daldırdıktan sonra:
— Bak ayı kardeş! Bu dünyanın en güzel toprağıdır. Bir ekersin, bin alırsın, demiş.
Ayı, ekine toprağa bakmış ama bir şey anlamamış. Dönüp tilkiye:
— Ne yapalım, demiş.
Tilki:
— Seninle çiftçilik yapalım. Ekelim buraya arpayı buğdayı, sonra bölüşürüz onları hasat zamanı, demiş.
Ayı:
— Peki, demiş.
Tilki bağlamış peştamalı* önüne. Ayı ise girmiş çift çubuk işine:
— Ha, demiş, ho, demiş; ha, demiş, ho, demiş.
Günlerden bir gün tilki tarlayı sürüp bitirmiş. Tohumları ektikten sonra da kenara çekilmiş. Aradan zaman geçmiş, ekin büyüyüp gelişmiş. Hasat zamanı gelince tilki, ayıya:
— Gel kardeşim biz kardeş payı yapalım. Diptekiler senin olsun, tepedekileri ben alayım, demiş.
Ayı:
— Olur, demiş.
Böylece ekinin tepesindeki başaklar tilkinin, samanlar saplar ayının olmuş. Herkes payını almış, gitmiş. Ancak ayının aklı sonradan başına gelmiş. Tilkiye:
— Tilki kardeş, beni kandırdın. Samanı bana kaldı, başağı sen aldın, demiş.
Tilki gülerek:
— Biz seninle böyle anlaştık, birlikte çalıştık. İstersen bu kez soğan ekelim. Kökü benim olsun, üstü senin olsun, demiş.
Ayı bu işe:
— Olur, tamam, demiş.
Hemen kolları sıvamışlar. Biri küreğe sarılmış, biri tohum taşımış, sonra tilki yan gelip yatmış, ayı her şeyi tek başına yapmış. Soğanlar olunca toplamışlar. Ardından paylaşmışlar.
Tilki:
— Kızmıştın bana öbür kez, istediğin olsun ayı kardeş. Kökü benim olsun, üstü senin olsun, demiş.
Ayı kabul etmiş. Soğanları toplamışlar ama aradan biraz zaman geçmiş, yapraklar kuruyunca ayı kandırıldığını anlamış.
Tilkiye:
— Sen beni hep kandırıyorsun. Böyle yapmaktan utanmıyor musun, demiş.
Tilki:
— Kabul ettin arkadaş, üstelik senin dediğini yaptım niye kızıyorsun, demiş.
Ayı ile tilki hırlaşa hırlaşa kavgaya tutuşmuşlar. Tilki uzun bir sırık almış eline, ayıya da kısa bir odun vermiş. Bunlar söylene söylene bir mağaranın yanına gelmişler. Ayı yine:
— Kandırdın beni tilki, demiş.
Tilki gülmüş. Hemen elindeki uzun sırığı ayıya vermiş.
— Al senin olsun bu sırık. Madem uzun olanı istiyorsun, Sırıkla sen, sopayla ben kozlarımızı paylaşalım, demiş.
Ayı sevinçle sırığı almış. Ama mağara darmış, ayı sırığı zor sallıyormuş. Tilki kısa odunla ayıyı mağarada güzelce dövmüş. Sonunda ayı çığlık atarak mağaradan kaçmış. Tilkiye de:
— Vazgeçtim ben ekinden, soğandan. Hepsi senin olsun, yeter ki rahat bırak beni. Her şey senin olsun, demiş.
Kurnaz tilki ile baş edemeyeceğini anlayan ayı, ondan kurtulmayı kendine çözüm olarak bulmuş. Bir daha da kurnaz tilkilerle arkadaşlık yapmamış.
*peştamal: İş yaparken bele bağlanan uzun, geniş dokuma.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bağlan