Çerçinin Öyküsü
Bir varmış, başka yokmuş. Allah’ın garip kulu da akıllı kulu da saf kulu da çokmuş. Adamın biri, bir yerden bir yere giderken yolda bir çerçiye rastlamış. Selam, merhabadan sonra adam çerçiye sormuş:
— Yolun nereye böyle, demiş.
— İlerideki köyleri dolaşacağım, diye cevap vermiş çerçi.
Sohbet ederek bir müddet yol almışlar. Adam çerçiye dönerek:
— Bana bir salkım üzüm verirsen sana bir nasihat veririm, demiş.
Çerçi adama bakıp zihninden, adamın canı üzüm çekti, parası da yok herhâlde onun için böyle söylüyordur, diye geçirmiş. Sonra da adama eşeğin üzerindeki sandıktan bir salkım üzüm vermiş.
Adam üzümü alınca çerçiye:
— Arkadaşlık yaptığın kişinin adını sor, demiş.
Çerçi yine içinden kızarak ben de ne söyleyecek dedim! Bunu ben de biliyorum, demiş.
Bir süre daha yol alıp, sohbet etmişler. Adam bir müddet sonra çerçiye tekrar:
— Bana bir salkım üzüm daha verirsen sana bir nasihat daha veririm, demiş.
Çerçi yine içinden, ne açgözlü bir adammış ya, az önce bir salkım yedi doymadı, bir salkım daha istiyor, diye geçirmiş ama adama bir salkım üzüm daha vermiş.
Adam, üzümü alınca:
— Bir cemaate gittiğinde yerini tanı, demiş.
Çerçi yine içinden adama kızarak:
— Sanki ben çocuğum, nerede oturacağımı bilmiyorum, demiş.
Yola devam etmişler. Epeyce yol aldıktan sonra adam yine çerçiye dönüp:
— Bana bir salkım üzüm daha verirsen sana bir nasihat daha veririm, demiş.
Çerçi, için için, çattık belaya! Ne doymaz bir adammış. İki salkım üzümü yuttu, hâlâ doymadı. Böyle gidersek üzümü bitirecek. Bununla yolumuzu ayırmak lazım, diye zihninden geçirmiş. Adama bir salkım üzüm daha vermiş. Adam üzümü alınca:
— Senden sorulmayan işe karışma, demiş.
Çerçi dudağını bükerek, ben de önemli bir şey söyleyecek sandım. Senden sorulmayan işe karışma dedi, diye sinirlenmiş. Derken bir yol ayrımına gelmişler. Çerçi, adamdan kurtulmanın yolunu bulduğu için sevinçliymiş. Adama:
— Ben bu yoldan gideceğim, sana uğurlar olsun, diyerek eşeğinin yönünü diğer tarafa çevirmiş.
Adam da diğer yola koyulmuş. Elli-yüz metre gitmeden çerçinin eşeği tökezlemiş, yükünü düşürmüş. Çerçi, ne kadar uğraşsa da ağır yükü yerinden kaldıramamış. Az önce ayrıldığı yol arkadaşını yardıma çağırmak aklına gelmiş, adamın ismini sormayı akıl etmediğinden:
— Hey arkadaş, diye bağırmış.
Adam hiç oralı olmamış. Adamın duymadığını düşünerek daha çok bağırmaya başlamış. Adam yine dönüp bakmamış. Bu sefer:
— Hey! Pişt! Yolcu! İhtiyar, diye seslense de sesini adama ulaştıramamış.
Tekrar yükü kaldırmaya uğraşmış ama yine becerememiş. Adam bu arada epeyce uzaklaşmış. Çerçi bakmış ki olacağı yok, koşarak adamın peşine düşmüş. Hem koşmuş hem bağırmış. Adam duymamış. Çerçi çileden çıkarak söylenmeye başlamış. Kızgın güneşin altında kan ter içinde nihayet adama ulaşmış, onu kolundan tutup çekerek:
— Yahu adam sen sağır mısın? Ben bağırıyorum, çağırıyorum bir dönüp Allah için bakmıyorsun. Sesimi duymadın mı, demiş.
— Duydum ama sen, arkadaş, ihtiyar falan diye bağırıyordun. Ben başkalarına bağırdığını sandım, demiş.
— Yahu Allah’tan kork, ikimizden başka bir Allah’ın kulu var mı buralarda?
— Yok, ama sen beni adımla çağırmadın ki, demiş adam.
Çerçi:
— Hele bunları boş ver. Eşeğim tökezledi, yükünü devirdi, yük de ağır kaldıramadım. Hele bir el at da yükü tekrar yükleyelim, demiş.
Adam dönmüş, yükü eşeğe tekrar yüklemişler. Çerçi yine adamın adını sormamış, ikisi yollarını ayırmışlar. Herkes kendi yoluna gitmiş.
Çerçi köyleri dolaşmış, eşyalarını satmış. Akşam olunca da bir köy odasına misafir olmuş. Odaya girince çerçiyi buyur etmişler. Oda pek kalabalık değilmiş. Çerçi başköşeye, mindere kurulmuş.
Çerçiden ayrılan adam da işini bitirmiş. Akşam olunca çerçinin misafir olduğu köyde o da misafir olmuş. Köyün odasına gitmiş, onu da buyur etmişler. Adam hemen kapıya yakın bir yere oturmuş. Her ne kadar adamı başköşeye çağırsalar da adam yerinin iyi olduğunu söylemiş ve yerinden kalkmamış.
Gece ilerledikçe köylüler birer birer odaya gelmeye başlamışlar. Her geleni buyur etmişler, her gelen de gidip başköşeye oturmuş. Her misafir geldiğinde çerçi, yavaş yavaş kapıya doğru kaymaya başlamış. En sonunda çerçi kendini kapının arkasında ayakta bulmuş. Odada oturacak yer kalmamış.
Adam, çerçiyi gözlemekteymiş. Gece yarısına doğru ağanın oğlu şehirden dönmüş, odaya gelmiş. Herkes ayağa kalkıp yer vermiş. Çerçi, iyice kapının arkasına sıkışmış. Köylü ağanın oğluna ikram etmek üzere büyükçe bir karpuz getirmiş. Karpuzu kesmek için bıçak istemişler. Çerçi, belki dikkatlerini çekerim de bana yukarıda bir yer verirler, diye düşünerek belinden altın ve gümüş kaplamalı hançerini çıkarıp vermiş.
Ağanın oğlu, hançeri görünce çok beğenmiş. Hançere sahip olmak istemiş. Bir hançere bakmış, bir çerçiye bakmış, sonra çerçiye:
— Bu hançeri nereden getirdin, demiş.
Çerçi de:
— Baba yadigârıdır ağam, demiş.
Ağanın oğlu bakar ki hançeri öyle ricayla falan alamayacak, hemen bir şeytanlık düşünmüş:
— Bu hançer, geçen sene evimiz soyulduğunda çalınan diğer ziynet eşyalarının arasındaydı. Hırsızı ne kadar aradıksa da bulamamıştık, demek kısmet bu güneymiş. Yakalayın bu adamı, hırsız buymuş, demiş.
Adamlar hemen çerçiyi yakalayıp elini ayağını bağlamışlar. Çerçiyi odanın ortasına uzatmışlar. Çerçi neye uğradığını şaşırmış. Ağanın oğlu:
— Arkadaşlar gördünüz, bu çerçi hırsız çıktı. Ben derim ki yarın sabah bu adamı hapse attıralım ki âleme ibret olsun.
Köylüler ağanın fikrini onaylamışlar. Çerçinin yol arkadaşı olan adam da oturduğu yerden olanı biteni sessiz sessiz seyrediyormuş. Çerçi orta yerde üzgün bir şekilde yatmaktaymış. Bir ara göz göze gelmişler. Çerçi yalvaran gözlerle adama bakıyormuş. Ağanın oğlu:
— Geç oldu artık yatalım. Bu adamı da bir odada bekletin, sabah zindana attırırsınız, demiş.
Adam, ağanın oğluna:
— Bu çerçi benim yol arkadaşımdır. Biz onunla tuz ekmek gibi olduk. İzin verirseniz bu gece birlikte kalalım. Yarın teslim edersiniz, demiş.
Ağanın oğlu:
— Olmaz, gece konuşursunuz, deyince adam:
— Namus sözü veriyorum ki onunla tek bir kelime bile konuşmayacağım, demiş.
Ağanın oğlu namus sözü alınca çerçi ile adamın aynı odada kalmalarına razı olmuş. Köylüler evlerine dağılmışlar. Çerçiyle adamı da bir odaya hapsetmişler.
Adam ev sahibine:
— Kusura bakma, acaba evinizde kedi var mı? Gece koynumda kedi olmadan yatamıyorum. O mırıldandıkça benim uykum gelir, demiş.
Ev sahibi gidip bir yavru kedi getirmiş. Adam kediyi koynuna koyup yatağına uzanmış. Vakit gece yarısı olunca adam doğrulup çerçiye baksa ki çerçi horuldaya horuldaya uyuyor. Sanki sabah zindana asılacak çerçi değil de adammış. Adam çerçiyi uyandırmak için vurmuş. Çerçi yatağından fırlamış. Panikle:
— Ne oluyor yahu? Ne var? Neden bana vuruyorsun, demiş.
Adam, ağanın oğluna çerçiyle konuşmayacağına dair söz verdiği için koynundaki kediyi çıkarmış ve kediye:
— Ey kedi! Yarın sabah zindana atılacaksın, demiş.
Çerçi bunu duyunca lafın kendisine olduğunu anlamış, kulaklarını dikerek dinlemeye başlamış.
— Sen laf anlamaz bir kedisin. Yolda sana, bana bir salkım üzüm ver, sana bir nasihat vereyim, dedim. Sen içinden bunun canı üzüm çekmiş, bahane uyduruyor, diye geçirdin. Sana, yol arkadaşının adını sor dedim, sen sormadın. Yükün düştü, adımı bilmediğin için arkamdan koşmak zorunda kaldın. Sana bir meclise girdiğinde yerini tanı, dedim. Geldin başköşeye kuruldun.
Sonunda kapının arkasında ayakta kaldın. Sana, senden sorulmayan işe karışma, dedim. Sen karpuz kesmeleri için hançerini verdin. Beni dinlemedin. Şimdi de beni dinlemezsen yarın zindana atılacaksın. Keyfin bilir. Seni yarın köy meydanına götürdüklerinde köylülere, ben bu saate kadar sustum, belki yanlış yaptığınızı söylersiniz diye, gördüm ki bu hançer gerçekten ağanın oğlununmuş. Benim babam tüccardı.
Halep’ten mal getirirken, yolda eşkıyalar tarafından kervanı soyulmuş, babam da öldürülmüştü. Babamın sırtında bu hançer saplıydı. Babamın katilleri bulunamadı. Ben şimdi hangi cemaate, hangi kahveye gitsem bu hançeri çıkarıyorum ki belki sahibi çıkar da bu hançer benim der, ben de babamın katilini bulmuş olurum. Dün akşam da onun için kalabalığın içerisinde çıkardım. Ağanın oğlu, bu hançerin kendisinin olduğunu söyledi. Hepiniz buna şahitsiniz. Demek ki babamın katili ağanızın oğluymuş, diyeceksin. Ey kedi, benden sana son söz bu. Aklını başına topla, demiş.
Adam kediyi pencereden dışarı bırakıp, yorganı başına çekip uyumuş. Çerçi işi anlayınca uykusu kaçmış. Kara kara düşünmeye başlamış. Adam uyumuş, çerçi uyanık sabah olmuş. Köylüler gelmişler, adam çerçiyi onlara teslim etmiş.
Ağanın oğlu:
— Hiç konuşmadınız değil mi, demiş.
Adam:
— Sözümü tuttum, dilim diline değmedi, demiş.
Çerçiyi alıp köy meydanına götürmüşler. Adam da köyden çıkıp gitmiş. Çerçiyi askerlere teslim etmişler. Çerçinin ağanın oğlunun hançerini çaldığını söylemişler. Çerçi:
— Durun, demiş.
Adamın anlattıklarını bir bir meydanda tekrar etmiş. Köylüler şaşırmışlar. Ağanın oğluna bakmışlar. Ağanın oğlu bakmış ki iş ciddi, işler düşündüğü gibi de gitmiyormuş. İşin sonunda katil damgası yemek var diye hemen emir vermiş:
— Çerçiyi serbest bırakın, ben şaka yapmıştım. Bu hançer benim değil, köylüler beni tanır. Benim öyle soygunla, adam öldürmekle bir işim olmaz. Biz biraz eğlenelim dedik. Zaten seni de zindana attırmayacaktık, hançerini verip gönderecektik, demiş.
Çerçi bakmış ki ağanın oğlu korktu, onun üstüne gitmiş:
— Olmaz öyle şey. Hançerin senin olduğunu söyledin. Bütün köylü buna şahit. Babamın katilini yıllardır arıyorum. Babamın kanı var, bir sürü malı var. Şimdi buldum. Senle mahkemede, kadının önünde hesaplaşacağız, demiş.
Ağanın oğlunun eli ayağı birbirine dolaşmış. Araya adamlar koyarak çerçiye mal mülk de vereceğini vaat etmiş. Çerçinin bu işten vazgeçmesini istemiş. Rica minnet çerçi davasından vazgeçmiş. Çerçiye para vermişler, eşeğinin üzerine de yükte hafif, pahada ağır eşyalar yükleyip çerçiyi köyden uğurlamışlar. Çerçi, köyden keyifli bir şekilde ayrılmış. Yolda türkü söyleye söyleye giderken arkadaşını bir ağacın altında oturmuş onu beklerken görmüş. Yanına gelip selam vermiş. Eşeğin yükünü de ağacın altına boşaltmış. Sonra da dönüp arkadaşına:
— Görüyor musun nasıl kandırdım onları? Hem ölmekten kurtuldum hem de mal mülk sahibi oldum. Bu dünyada ne saf insanlar varmış. Dün akşam bir de sen bana kızıyordun, demiş.
Adam, yerinden kalkıp yola koyulurken:
— Başkasının saflığıyla eğlenme! Sen kendine yan, diyerek yola koyulmuş.
Adam tepeye ulaştığında, beş altı kişi çerçinin etrafını sarıp mallarını alarak gitmişler. Çerçi, adamın arkasından bağırmaya başlamış:
— Hey arkadaş! Hey İhtiyar!
Adam dönüp bakmamış, yardıma da gitmemiş. Tepenin arkasına geçtiğinde çerçi hâlâ adama bağırıyormuş. Adam, arkasını dönüp acı acı gülerek:
— En büyük akılsızlık, insanın kendi akılsızlığının farkında olmayıp başkasını akılsız sanmasıdır, demiş. Sana verdiğim nasihatleri hakkıyla tutmadın. Biliyorum ki bunu da tutmayacaksın ama ben içim de tutmayayım, bir umut belki akıllanırsın. Zannetmeden önce iyice öğren, konuşmadan önce de iyice düşün. Dostunu, düşmanını tanı. Düştüğünde seni kaldıranı unutma, ulaştıklarının nankörü olma, akıl insana en büyük sermayedir, bin düşün bir konuş, demiş.
Çerçi bu sefer hatalarını fark etmiş. Yaptıklarından çok pişman olmuş. Böyle güzel bir arkadaşı kaybettiği için de çok üzülmüş. O günden sonra ne arkadaşını ne de onun verdiği nasihatleri hiç unutmadan yaşamış.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bağlan