Bundan yıllar önce, uzak bir diyarda, bir çoban çocuk yaşarmış. Onun zekâsı dört bucağa yayılmış, zekâsının namını duymayan kalmamış. Kendisine ne kadar zor sorular sorulursa sorulsun, o hepsine akıllıca cevaplar verirmiş. Ünü, ülkenin padişahına kadar duyulmuş. Padişah, bu çocuğun akıllara şaşkınlık veren cevaplarını duymuş fakat kulağı ile işitmeden buna inanmak istememiş. Etrafındakilere emir verip: — Tez bu çoban çocuğu huzuruma getiresiniz, ona ben de sorular soracağım, demiş. Hemen çoban çocuk bulunup saraya getirilmiş, padişahın karşısına çıkarılmış. Padişah, çoban çocuğa: — Çok akıllı olduğunu duydum. Sana üç soru da ben soracağım eğer bu sorulardan üçüne de akıllıca cevaplarsan seni öz çocuğum olarak sarayımda, yanımda büyüteceğim, ölünce de seni ülkemin padişahı yapacağım, demiş. Çoban çocuk: — Sorularınız, buyruğunuz olacaktır sevgili padişahım, demiş. Padişah hemen ilk sorusunu sormuş: — Söyle bakayım, bana denizlerde kaç damla su vardır, demiş. Çoban çocuk: — Efendim, bundan kolayı ne var, sayarım damlaları. Ama benim damlaları sayabilmem için siz de ferman buyurun denizlere akan bütün nehirlerin akışı durdurulsun, demiş. Padişah çoban çocuğun bu cevabını dikkat ve ilgi ile dinledikten sonra ikinci sorusunu sormuş: — Peki, gökyüzünde ne kadar yıldız var? Söyleyebilir misin, demiş. Çoban çocuk: — Bana kocaman bir kâğıtla bir iğne verirseniz, bunun da cevabını verebilirim, demiş. Emir verilmiş, çoban çocuğun önüne kocaman bir beyaz kâğıt serilmiş. Çoban çocuk da elindeki iğne ile kâğıt üzerinde delikler açmaya başlamış. O kadar çok delik açmış ki bakanların gözleri kararmış. Sonra da padişaha: — Sevgili padişahım, gökyüzünde bu kâğıdın üzerindeki delikler kadar yıldız vardır, saysınlar, demiş. Ama hiç kimse bu delikleri saymayı başaramamış. Bunun üzerine padişah, üçüncü ve en zor sorusunu sormuş: — Dünyanın sonu ne zaman gelecek, demiş. Çoban çocuk, bir nebze düşündükten sonra bu soruyu şöyle cevaplamış: — Buradan çok uzaklarda, Kaf Dağı dedikleri bir yerde, bin kulaç yüksekliğinde, bin kulaç eninde ve bin kulaç genişliğinde bir elmas tepe vardır. Her yüzyılda bir kere, bu dağın üzerine bir kuş gelir, konar ve gagasını buraya sürtüp uçarak, gider. Ne zaman ki bu elmas tepeyi bu kuş ortadan kaldırırsa dünyanın sonu o zaman gelecek, demiş. Padişah bu cevaptaki aklı da çok beğenmiş. Çoban çocuğa: — Sana sorduğum üç soruya da gerçekten akıllıca cevaplar verdin. Bundan kıvanç duydum. Sen, büyük bir ülkeyi yönetecek akla sahipsin. Bundan böyle sarayımda yaşayacak, öz evladım gibi ilgi görecek, benden sonra da ülkemin padişahı sen olacaksın, diyerek küçük çobanı bağrına basmış. Çoban çocuk yıllarca padişahın denetiminde yaşamış. Sarayda eğitimler almış. Padişah öldükten sonra da ülkenin padişahı olmuş. Bu ülke adaleti, eşitliği ve zenginliğiyle nam salmış. Ben şimdi oradan geliyorum, gözlerimle gördüm.
Çoban Çocuk
Anonim - MASAL6 Derlemesi ·
5 dakika okuma süresi ·
567 kez okundu ·
❤️ 2 beğeni
Çoban Çocuk
📖 Benzer Masallar
Tümünü Gör →
1. Sınıf Masalları
Kibirli Çiçek
Bu masal, kibir, bencillik, yardımseverlik, arkadaşlığın ve iç güzelliğin önemi temalarını işleyen, didaktik (öğretici) ...
5 dk
5.0
520
1. Sınıf Masalları
Gülkız ile Peri Kızları
Bir varmış, bir yokmuş. Develer tellal iken, pireler berber iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, bir ül...
12 dk
5.0
497
Sonraki masal yükleniyor...
Bu kategoride başka masal yok
Ana Sayfaya Dön
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bağlan