Dev ve Padişahın Küçük Kızı

Anonim - MASAL6 Derlemesi · 5 dakika okuma süresi · 315 kez okundu · ❤️ 0 beğeni
Dev ve Padişahın Küçük Kızı

Dev ve Padişahın Küçük Kızı

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir padişah varmış. Bu padişahın kızları, bağları, bahçeleri varmış. Padişahın adamları tarlaları eker, biçer, hasılatı da kaldırırlarmış. Ama hasat zamanı geldiğinde devler gelir, tarlaları yakar yıkar, ortalığı talan eder, giderlermiş. Her yıl bu devler tarlalara zarar ziyan verirlermiş. Bir zaman sonra ülkede kıtlık baş göstermeye başlamış. Sonunda padişah, tarlaların korunması için devlerin ortadan kaldırılmasını istemiş. Bu amaçla da adamlarını görevlendirmiş. Ancak bu adamlar, devlere engel olamamışlar. Bu duruma üzülen padişahın kızları, babalarıyla konuşmaya karar vermişler. Önce padişahın büyük kızı: — Bir de ben gidip tarlada nöbet tutayım. Belki bir şeyler yapabilirim baba, demiş. Padişah: — Peki, kızım. Git, bakalım. Sonuç ne olacak, demiş. Babasından izin alan kız, tarlanın başına gitmiş. Ne gelen varmış, ne giden. Beklemekten usanan kızın uykusu gelmiş. Uyumamak için ne kadar çabaladıysa da başaramamış ve oracıkta uyuyakalmış. Ancak sabah olduğunda uyanabilmiş. Bir de bakmış ki o uykudayken devler gelmiş, tarlaları talan etmiş ve çoktan geri gitmişler. Kız saraya dönünce babası sormuş: — Ne yaptın kızım, hallettin mi, demiş. Kız başından geçenleri olduğu gibi anlatmış. Büyük kız, başarılı olamayınca padişahın ortanca kızı, babasına — Babacığım, bir de ben gideyim, varıp o devlerin hakkından geleyim, demiş. Padişah ona da izin vermiş, demiş ki: — Peki, kızım. Bir de sen git. Bakalım, ne yapacaksın? Ortanca kız, babasından izin alarak tarlanın başına varmış. Nöbet tutmaya başlamış. Nöbet tutmuş, tutmasına ama ne gelen varmış ne de giden! Aradan biraz daha zaman geçmiş, bu kız da uykuya yenik düşmüş, oracıkta uyuyakalmış. Sabah uyandığında ne görsün? Tarla yine devler tarafından talan edilmiş. Üzgün bir şekilde babasının yanına gelmiş. Padişah ortanca kızına sormuş: — Ne yaptın kızım, hallettin mi? Kızı ise mahzun bir edayla: — Babacığım bekledim, bekledim ama kimsecikler gelmedi. Uykuya da dayanamadım, orada uyuyakaldım. Ben uyurken devler gelmiş, tarlaları talan etmiş, demiş. Ortanca kız da başarılı olamamış. Bu sefer padişahın küçük kızı babasıyla konuşmuş: — Bir de ben gideyim baba, demiş. Padişah: — Bir de sen git bakalım, demiş. Küçük kız, babasından izin aldıktan sonra tarlanın başına varmış. Varır varmaz hemen uykuya dalmış. Devlerin tam geleceği sırada da uyanıvermiş. Gelen kırk bir devin kırkını öldürmüş, birini de ok ile yaralamış. Yaralanan bu devi yakalayamamış. Elinden kaçırmış. Sabah olunca kız evine dönmüş. Babası sormuş: — Neler yaptın kızım? Anlat, bakalım, demiş. Küçük kız anlatmaya başlamış: — Gecenin bir yarısı, kırk bir tane dev geldi. Bunların kırkını öldürdüm fakat bir tanesi yaralı olarak kaçmayı başardı. Bunun üzerine padişah, kızına demiş ki: — Aferin, kızım. Dile benden ne dilersen! Küçük kız: — Senden tek dileğim, beni sevmediğim biriyle evlendirmemendir. Padişah, kızına: — Tabii kızım, dileğini kabul ediyorum. Aradan günler gelmiş geçmiş. Bu arada padişah ve ailesi, yaşamlarını huzurlu bir şekilde sürdürüyorlarmış. Gün gelmiş, vakit ilerlemiş, bu kez de tarlalara sürüyle aygırlar dadanmış. Padişah, devlerde olduğu gibi adamlarını görevlendirmiş fakat yine istediği sonucu elde edememiş. Bu olayı duyan iri cüsseli biri, padişahın ülkesine gelmiş. Padişaha: — Padişahım, senin bu derdine çare bulurum, demiş. Padişah: — Peki, bul bakalım. Nasıl yapacaksın? İri yarı olan bu adam, tarlaların başına varmış, aygırları da yok etmiş. Ertesi gün padişahın huzuruna çıkıp: — Padişahım, oradaki aygırların hepsini yok ettim. Seni bu dertten kurtardım, demiş. Padişah: — Öyleyse dile benden, ne dilersen, demiş. Bu sözleri işiten adam: — Sağlığınızdan başka bir isteğim yoktur, padişahım, demiş. Padişah ısrar etmiş: — Olmaz öyle şey! Sen beni büyük bir dertten kurtardın. Ben de bu iyiliğin karşısında sana bir şey vermek isterim, demiş. İri yarı adam: — Madem öyle padişahım, senden küçük kızını bana vermeni istiyorum, demiş. Adamın bu cevabı üzerine padişah, şaşırmış kalmış. Verse kızına karşı mahcup olacak, vermezse adamın karşısında itibarı zayıflayacakmış. Padişah biraz düşünmüş sonra adama demiş ki: — Öncelikle kızımla konuşmam gerekir. Daha sonra sana cevap vereceğim. Padişah doğruca kızının yanına varmış ve tüm olanı biteni kızına anlatmış. Sonra da: — Kızım, sana sözüm var ama elim kolum da bağlı kaldı. Ne yapayım? Bana bir yol göster, demiş. Bu durum karşısında kızı: — Pekâlâ, babacığım, sen nasıl istersen öyle olsun, demiş. Padişah, kızı adama vermiş. Üç gün, üç gece düğün yapmışlar. Adam kızı alıp da kendi memleketine götüreceği zaman padişah, kızı ile damadına: — Askerlerim ülkemin sınırına varıncaya kadar size eşlik etsin, demiş. Onlar da kabul etmişler. Düğün kafilesi ile askerler, iki dağ aştıktan sonra damat padişahın askerlerine — Tamam, bundan sonra biz gideriz. Siz geri gidebilirsiniz, demiş. Askerleri gönderdikten sonra gelin ve damat, bir dağ daha aşmışlar. Bu esnada damat, hanımına: — Tanıdın mı beni, demiş. Kız: — Seni tanıdım, sen yaraladığım devsin, demiş. Kızcağız etrafına bakınmış ama kimsecikleri görmediği için korkusundan sesini çıkaramamış. Dev kızı almış, çeşmenin başına götürmüş. Bu devlerin de yedi yılda bir, yedi ay yayılma zamanları olurmuş. Vakit de devin yayılım vaktiymiş. Dev, kızı bir ağacın kovuğuna koymuş. Giderken de: — Ben gelene kadar sen burada dur, demiş. Dev oradan ayrılmış. Aradan epey zaman geçtikten sonra, o çeşmenin başına bir kervan uğramış. Kervan konaklarken kızın şavkı, suya yansımış. Kız da güzeller güzeliymiş. Kervancı etrafı arayarak kızı bulmuş. Kıza: — Bu ıssız yerde tek başına ne yapıyorsun, demiş. Kız başından geçenleri bir bir anlatmış: — Ne olur, beni buralardan götürün. O dev ne yapar ne eder, yine beni bulur, demiş. Kızı almışlar, kervanın tam ortasındaki deveye bindirmişler, üzerine de çadır örtmüşler. Yayılım zamanı bitince dev gelmiş. Bir de bakmış ki kız, bıraktığı yerde yok. Bu duruma çok sinirlenmiş hemen etrafı aramaya koyulmuş. Her yanı bir bir arıyormuş. Sıra bu kervancıların yüklerine gelmiş. Dev, kervancıya kızı görüp görmediğini sormuş. Kervancı görmedim dese de dev, kervancının sözlerine inanmamış. Kervanı alt üst etmiş ama kızı bulamamış. Kervan da yoluna devam etmiş. Kervan, yol üzerinde bir handa mola vermiş. Bu arada kız, kendisini kurtaran kervancıya âşık olmuş. Onlar orada evlenmişler. Evlendikten sonra kız, başından geçen tüm olayları eşine anlatmış. Eşinden kendi güvenlikleri için bir aslan ile bir kaplan tutmasını istemiş. Eşi aslanla kaplanı almış, hanımı da onları eğitmiş. Daha sonra aslanla kaplanı evlerinin önüne koymuş. Aslana tut, kaplana yut, deyince onlar da denileni yapıyorlarmış. Aradan zaman geçmiş, dev, kızın izini bulmayı başarmış. Köye gelmiş ve yaşlı bir kadına kızın oturduğu evi sormuş. Yaşlı kadın: — Evi şurası ancak çok dikkatli olman gerekir. Çünkü evlerinin önünde bir aslan, bir de kaplan var, demiş. Dev, bir eline yürek, bir eline de ciğer alarak kızın evine gelmiş. Yüreği aslanın önüne, ciğeri de kaplanın önüne atmış. Aslanla kaplan atılan yiyecekleri bir lokmada yutmuş. Ama dev, o sürede çoktan evin içine girmiş. Padişahın kızı, devin aslanla kaplanın önüne bir şeyler attığını görmüş. Tam evin kapısından çıkacakken bakmış ki aslanla kaplanın önünde yiyecek yok. Aslana tut demiş, kaplana da yut, demiş. Aslanla kaplan hemen devin üzerine atılıvermişler. Padişahın kızıyla eşi devden kurtulmuşlar. Ömür boyunca mutlu mesut yaşamışlar. Gökten üç elma düşmüş, birini aslan yutmuş, birini kaplan yutmuş birini de bu masalı dinleyenler paylaşmış…

📖 Benzer Masallar

Tümünü Gör →

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...

Yorum yapmak için giriş yapın

Bağlan