Bir gün üç kardeş mağarada dolaşırken dibi görünmeyen bir kuyu görmüşler. Daha sonra eve dönmüşler. Bu kuyu kardeşlerden küçüğün aklına takılmış, merak etmiş, kuyunun başına gitmiş. Eğilip bakarken kuyuya düşmüş. Orada üç güzel kız görmüş. Şaşıran genç, onlara: — Siz in misiniz cin misiniz, burada ne arıyorsunuz, diye sormuş. Kızlar da: — Biz ne iniz ne de ciniz. Senin gibi bir âdemiz. İçeride üç başlı bir dev var. Bizi kaçırdı getirdi. Altı gün uyuyacak, sonra kalkıp bizi yiyecek, demişler. Genç de çaresiz beklemeye koyulmuş. Kardeşlerini merak eden iki ağabey, onu aramaya çıkmışlar fakat bulamamışlar. Sonunda mağara akıllarına gelmiş. Ortanca olanı iple kuyuya inmiş. Bakmış ki kardeşinin yanında üç güzel kız var. Kızlar şaşırmışlar, olan biteni anlatarak devi göstermişler. Ortanca kardeş etrafına bakmış ve orada kocaman bir kılıç görmüş. Sonra: — Ben bu kılıç ile devi nasıl öldüreyim, demiş. Küçük kardeş devi orada öldürmüş. Hemen ortanca kardeşini ve kızları alıp kuyunun dibine gelmiş. Önce ağabeyini ipe bağlamış, o çıkmış. Sonra kızlardan birini bağlamış, o da çıkmış. Arkasından bağırmış: — Ağabey, bu kız senin kısmetin. Sonra diğerini bağlamış ipe ve bağırmış: — Ortanca ağabey! Bu kız da senin kısmetin. Sonra da üçüncü kızı bağlamış ve bağırmış: — Bu da benim kısmetim, demiş. Sonra kendini de bağlamış ve kardeşleri kendi kendilerine demişler ki: — Kardeşimiz devi öldürdü, bizi de kurtardı. Eğer o kuyudan çıkarsa bize üstünlük sağlar, deyip ipi keserek oradan uzaklaşmışlar. Küçük kardeşin kısmeti olan kız çok ağlamış ama ağabeyleri onu dinlememişler. Ancak bu kız mağaradan çıkarken küçük kardeşe: — Eğer burada kalırsan, seni çıkarmazlar ise al sana iki tane saç teli. Bunları birbirine sürt, o zaman iki tane koyun gelir. Biri siyah, biri beyaz. Sakın ola ki siyah olana binme. Beyaz olana binersen buradan çıkabilirsin, demiş. Mağarada yalnız kalan gencin aklına saç telleri gelmiş. Hemen ikisini birbirine sürtmüş, koyunlar gelmiş. Genç karanlıkta fark edemeyip siyah olana binmiş ve koyun onu yerin yedi kat dibine indirmiş. Oraya gidince genç karşısında kocaman bir şehir görmüş ama karanlıkmış. Biraz dolaşmış sonra bir şenlik görmüş. Hemen yanaşmış, düğün yeri gibi bir kalabalık varmış ama insanlar ağlıyorlarmış. Sormuş: — Neden ağlıyorsunuz, demiş. İçlerinden biri: — Burada kocaman bir dev var, bu her ay birimizin kızını yiyor. Vermezsek onun zulmünden kurtulamıyoruz. Her ay birimizin kızını kınalıyoruz, düğün eder gibi gönderiyoruz. Dev onu yiyince bize dokunmaz. Buna ağlıyoruz, demiş. Genç onlara: — Beni oraya götürürseniz ben de o devi öldürürüm, demiş. Hemen genci oraya götürmüşler. Genç diğer devi öldürdüğü kılıç ile bu devi de öldürmüş. Bunun sonucunda halk gence minnettar kalmış: — Dile bizden ne dilersen, demişler. Genç: — Sizden hiçbir şey istemem. Sadece beni ışıklı dünyaya götürecek bir yol söyleyin, demiş. Halk kendi arasında konuşmaya başlamış. İçlerinden biri gelip gence: — Bize biraz fırsat ver konuşalım, bunun yollarını arayalım. Bulunca gelir sana söyleriz, demiş. Genç biraz dolaştıktan sonra bir ağacın altına uzanıp beklemeye koyulmuş. Biraz sonra bir kuş bağırtısı duymuş. Sese doğru biraz yaklaşmış ki ne görsün: Büyük bir ejderha, ağacın üstündeki büyük kuşa ve onun yavrularına doğru ilerliyor. Bir taraftan da korkan çaresiz kuş ve yavruları bağırıyormuş. Bunun üzerine genç, devleri öldürdüğü kılıcı çıkartıp hemen ejderhayı öldürmüş. Anne kuş bu duruma çok sevinmiş ve gence: — Benim ve yavrularımın hayatını kurtardın. Dile benden ne dilersen, demiş. Genç de: — Bana ışıklı dünyaya kavuşmanın bir yolunu söyle, demiş. Kuş: — Eyvah! Birkaç kere ışıklı dünyaya gitmiştim ama şimdi yaşlandım, gücüm yok. Yalnız sen bana üç tane davar gövdesi, iki tulum su getir, burada da hazır ol. Seni bütün gücüm ile ışıklı dünyaya çıkartmaya çalışırım, demiş. Duyduklarına çok sevinen genç, hemen kuşun istediklerini bulup getirmiş. Kuş eti bir yanına, suyu bir yanına almış, genci de üstüne bindirmiş. Tam yola çıkacaklarken gence: — Bak insanoğlu, seni çıkartacağım ama sen ağzıma gag deyince et, gıg deyince su vereceksin, demiş. Sonra yola çıkmışlar. Genç, kuşa gag deyince et, gıg deyince su vermiş. Bir zaman sonra ışıklı dünyaya gelmişler. Kuş insanoğlunu indirmiş. Genç hemen evine gitmiş, başından geçenleri babasına anlatmış. Gencin kardeşleri yaptıklarına pişman olmuşlar. Üç kız kardeşin en küçüğü bir gün geleceği ümidiyle küçük kardeşi beklemiş. Genç kendisinden af dileyen kardeşlerini affetmiş, kızla da evlenmiş. Mutlu mesut yaşamışlar. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.
Dibi Görünmeyen Kuyu
Anonim - MASAL6 Derlemesi ·
5 dakika okuma süresi ·
289 kez okundu ·
❤️ 0 beğeni
Dibi Görünmeyen Kuyu
📖 Benzer Masallar
Tümünü Gör →
1. Sınıf Masalları
Tembel Ömer
Bir varmış, bir yokmuş. Eskiden tembel Ömer isimli bir kişi yaşarmış. Bu adam gerçekten de tembel mi tembel, şaşkın mı ş...
5 dk
5.0
249
1. Sınıf Masalları
Padişah ve Oğulları
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, bir ülkede yaşa...
5 dk
5.0
288
Sonraki masal yükleniyor...
Bu kategoride başka masal yok
Ana Sayfaya Dön
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bağlan