Hazinenin Kapısını Açan Mercimek Çocuk 🔑
Bir varmış, bir yokmuş. Zamanın birinde, bir ülkede bir çocuk varmış. Bu çocuğun boyu mercimek kadarmış, herkes ona Mercimek Çocuk dermiş. Anne ve babası çocukları çok küçük olduğu için onu evden çıkaramıyorlarmış. Mercimek Çocuk, kendisine ayrılan yerde her gün oyun oynuyor, yorulunca da oracıkta uyuyormuş. O uyuyunca annesi de gelip üstünü örtüyor ama gözünü onun üzerinden hiç ayırmıyormuş.
Bir gün Mercimek Çocuk:
— Anneciğim ne olursun beni dışarıya çıkarsana, demiş.
Annesi:
— Olur, demiş.
Annesi Mercimek Çocuk’la dışarıya çıkmış. Bir dere kenarında oturmuşlar. Annesi oğluna şarkılar söylüyor, onunla konuşuyormuş. Mercimek Çocuk annesinin çevresinde dolaşıyor, otların üzerinden atlıyor, annesinin öğrettiği şarkıları söylüyormuş. Annesiyle böyle eğlenirken aniden bir kartal gökten süzülmüş, Mercimek Çocuk’u kaptığı gibi alıp götürmüş.
Mercimek Çocuk:
— Anneciğim beni kurtar, diye bağırdıysa da bir yararı olmamış.
Kartal yükselip gözden kaybolmuş. Bir müddet gökte dolaştıktan sonra Mercimek Çocuk, kartalın bir dağın tepesindeki sert kayalıklara konduğunu görmüş. Kartal sıkıca tuttuğu Mercimek Çocuk’u yuvasına bırakıp aniden havalanmış. Mercimek Çocuk buna çok sevinmiş.
Yuvadan çevreye bakmış, kartalın onu kapıp getirdiği köyünü uzaktan görmüş. Yuvadan çevreye inmenin mümkün olmadığını anlamış. Eğer kartal gelirse kendisini yiyeceğini de biliyormuş. Hemen oracıkta yuvanın içindeki çöplerin, yaprakların arasına saklanmış. Akşamüstü kartal gelip yuvasına konmuş. Gece boyu orada kalmış. Sabahleyin havalanınca Mercimek Çocuk kartala hissettirmeden sessizce kartalın kanatlarının arasına binmiş. Kartal aşağıdaki köyün üzerine doğru inmeye başlamış.
Sonunda Mercimek Çocuk’la annesinin oturduğu derenin kıyısına konmuş. Mercimek Çocuk hemen kartalın tüylerinin üzerinden kayarak aşağı atlamış. Artık evine gitmesi kolaymış. Kartal kendisini görmesin diye otların arasına saklanmış. Bir süre sonra kartal havalanıp gitmiş. Mercimek Çocuk günlerce aç acına otların, taşların arasından yürüyerek evine varmış.
Evine geldiğinde annesini iki gözü iki çeşme ağlar vaziyette bulmuş. Hemen annesine:
— Anneciğim ben geldim, demiş.
Annesi oğlunun sesini duyunca yerinden sıçramış. Gelmiş, oğlunu kucaklamış. Babasına haber göndermiş. Baba da oğlunu sağ salim görünce sevinmiş. Günler günleri kovalamış, Mercimek Çocuk artık evden dışarı hiç çıkmıyor, bir adım bile atmıyormuş. Bir gün bir tellalın bağırdığını duymuş. Tellal halka:
— Duyduk duymadık demeyin. Padişahımızın hazinesinin demir kapıları kilitlenmiş. Ülkenin bütün demircileri, mühendisleri toplanmış, uğraşmış açamamışlar. Kapıyı açacak kişi hazineden ne kadar isterse altın alabilecektir bilin, diye sesleniyormuş.
Mercimek Çocuk babasına:
— Babacığım beni götür o kapıyı ben açabilirim, demiş.
Baba şaşırarak oğluna:
— Nasıl açacaksın kapıyı, demiş.
Mercimek Çocuk:
— Beni kapının altından içeri koy, belime de çok uzun bir ip bağla, ben içerden ne dersem onu yap gerisine de karışma, demiş.
Babası oğlunun teklifini kabul etmiş. Ertesi gün baba, oğlunun istediklerini almış. Mercimek Çocuk’u da cebine koyarak saraya gitmiş.
Nöbetçilere:
— Beni padişaha götürün, demiş.
Nöbetçiler adamı, padişaha götürmüşler. Padişah adama:
— Benimle neden görüşmek istedin, diye sormuş.
Adam:
— Hazinenin kapısını açacağım, demiş.
Padişah:
— Kimse açamadı sen mi açacaksın, demiş.
Adam:
— Evet padişahım, demiş.
Bunun üzerine padişah nöbetçilere seslenmiş:
— Nöbetçiler hemen hazine odasına gidin, kapıları bu adam açacak, demiş.
Adam kapının yanına gelmiş. Cebinden Mercimek Çocuk’u çıkarmış. Onun beline getirdiği ipi sarmış.
Kapının altından oğlunu içeri bırakmış. Mercimek Çocuk içeri girdikten bir süre sonra dışarı çıkıp babasına:
— Beni kaldırıp şu anahtar deliğinin içine koy, demiş.
Mercimek Çocuk anahtara ipi bağlamış. İpin ucunu delikten içeriye atmış, kendisi de kapının altından içeri girmiş. Babası anahtarı deliğe sürmüş. Mercimek Çocuk içeri çekmiş. Anahtar takılmadan yerini bulmuş. Mercimek Çocuk’un babası anahtarı çevirmiş, kapı açılmış. Askerler hemen koşup padişaha haber vermişler:
— Padişahım kapıyı açtılar, demişler.
Padişah:
— Çok iyi, ben şimdi oraya geliyorum, demiş.
Padişah koşarak hazine odasının önüne gelmiş. Açık kapıyı görünce sevinmiş. Hemen hazineci başına emretmiş.
— Bunların ağırlıklarının iki misli altın verin, demiş.
Baba ile oğluna ağırlıklarının iki misli kadar altın verilmiş. Baba ile oğul altınlarını alıp evlerine dönmüşler. Mercimek çocuk bir işi başararak ailesini gururlandırdığı için çok mutlu olmuş. Yemiş, içmiş, muratlarına ermişler. Onları ben orada bıraktım, geldim. Sonrasını bilmiyorum.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bağlan