🌳 Kabak İle Kavak
Bir varmış, bir yokmuş. Mehmet amcanın büyük bir bahçesi varmış. Bir gün Mehmet amca, bahçesindeki kavak ağacının dibine bir tane kabak çekirdeği ekmiş. Bahar geldiğinde kabak filizlenmiş, büyüdükçe büyümüş, büyüdükçe büyümüş, kavak ağacına dolana dolana iyice yükselmiş.
Sonunda kavak ağacının tepesine kadar büyümüş. Kabak, kavağın tepesine gelince kibirli kibirli kavakla konuşmaya başlamış:
— Kavak kardeş, sen kaç ayda bu kadar uzadın, demiş.
Kavak ağacı:
— On yılda kabak kardeş, diye cevap vermiş.
Kabak bunun üzerine çiçeklerini sallaya sallaya, güle güle:
— Neee! On yılda mı? Bak ben iki ayda seninle aynı boya geldim bile, demiş.
Kavak, kabağın bu tepkisine karşılık:
— Son gülen iyi güler kabak kardeş, son gülen iyi güler, demiş.
Bahar geçmiş, güz gelmiş. Ağaçlar bir bir yapraklarını dökmeye başlamış. İlk rüzgârlarla birlikte kabak da üşümeye, soğuklar arttıkça buruşmaya, usul usul aşağıya doğru inmeye başlamış. Gün geçtikçe boyu kısılan kabak, korkuyla kavak ağacına sormuş:
— Kavak kardeş, kavak kardeş ne oluyor bana böyle, neden küçülüp büzülüyorum, demiş.
Kavak ağacı kabağa cevap vermiş:
— Artık ömrünün sonlarına geldin kabak kardeş, o yüzden küçülüp büzülüyorsun, demiş.
Bunun üzerine:
— Niye, ne oldu da, ne yaptım ki ben, demiş kabak.
Kavak da:
— Daha ne olsun kabak kardeş, benim on yılda geldiğim yere iki ayda gelmeye çalıştın. Ders çalışmadan, emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan kolay kaybedilir. Her iş alın teri ve emek ister, demiş.
Kabak emek vermeden, başkasına yaslanarak bir yerlere gelmenin doğru olmadığını anlamış. Kavağa söylediklerinden çok pişman olmuş ama hatasının cezasını da geldiği yere geri dönmekle çekmiş.
Bu masal da burada sona ermiş.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bağlan