Keloğlan ile Yılan Masalı

Anonim - MASAL6 Derlemesi · 15 dakika okuma süresi · 1.3B kez okundu · ❤️ 14 beğeni
Keloğlan ile Yılan Masalı

Keloğlan ile Yılan Masalı

Keloğlan ile Yılan Masalı

Bir varmış, bir yokmuş. Vaktin birinde bir Keloğlan varmış. Bu Keloğlan annesiyle yaşarmış. Çok fakirlermiş. Bir gün Keloğlan annesine:

— Anacığım ben gideyim de bize biraz ekmek getireyim, demiş.

Keloğlan yola çıkmış. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, bir yolun kenarında giderken otların tutuştuğunu görmüş. Otların ortasında kalmış bir yılan çaresizlik içinde ötüyormuş. Keloğlan zavallı yılanı fark etmiş. Hemen yerden bulduğu bir çubuğu yılana uzatmış. Yılan yavrusu çubuğa sarılarak ateşten kurtulmuş.

Keloğlan yolculuğuna devam etmiş ama yılan da onun arkasından gelmeye devam etmiş. Keloğlan kendisini takip eden yılana:
— Ben seni kurtardım saldım, sen neden sürekli benim peşimden geliyorsun, demiş.

Yılan:
— Sen nereye gidersen ben de oraya gideceğim. Senin benim hayatımı kurtardığın gibi ben de senin hayatını kurtaracağım. Şimdi benim memleketime gidelim, annem babam sana mükâfatını versin, demiş.
Keloğlan yılanın ısrarlarına dayanamamış. Yılan önde, Keloğlan arkada yola koyulmuşlar. Sonunda yılanlar ülkesine gelmişler. Yılan yavrusu Keloğlan’a:

— Şu karşıdaki kocaman sarayı görüyor musun? O benim babamın sarayıdır. Babam sana altın, gümüş, mücevher ne dilersen verecektir. Ancak ben senin yerinde olsam bunları istemem. Parmağındaki mührü isterim, demiş.

Keloğlan merak etmiş:
— Niçin, ne var ki o mühürde, demiş.
— O mühürde sana bir ömür yetecek her şey var, demiş yılan.

Keloğlan iyice merak etmiş. Bunlar saraya gitmişler. Yılan yavrusu babasının huzuruna çıkıp başından geçenleri anlatmış. Sonra da babasına:

— Babacığım, o benim hayatımı kurtardı, şimdi sen de onun hayatını kurtar, demiş.

Yılanların padişahı da Keloğlan’a:
— Dile benden ne dilersen! Sen iste, altınlar sereyim önüne, demiş.

Keloğlan bu! Hiç aklına koyduğundan vazgeçer mi?
— Altın, gümüş sizin olsun, parmağınızdaki mührü isterim, demiş.

Yılanların padişahı, Keloğlan’a altın ile gümüş teklif etse de Keloğlan, padişahın parmağındaki mührü istemekte ısrarcı olmuş. Padişah mecburen bu isteği yerine getirmiş. Keloğlan’a hediye ettiği mührün özelliklerini de anlatmış. Ona:

— Bu mühre üç kere vurduğun zaman karşına üç tane Arap çıkacak. Sakın onlardan korkma. Onlar bu mührün sahibinin hizmetkârlarıdır, onların görevi dilediğin her şeyi yerine getirmektir, demiş.

Mührün sırrını öğrenen Keloğlan, padişaha teşekkür ederek saraydan ayrılmış. Çıkar çıkmaz da parmağındaki mühre üç kere vurmuş. Birden karşısında üç Arap belirmiş. Keloğlan’a:
— Buyurun efendim, ne dilersiniz demişler.

Keloğlan da:
— Çok açım, bana bir sofra yapar mısınız, demiş.

Hizmetkârlar hemen bir sofra kurmuşlar. Keloğlan da karnını güzelce doyurmuş. Sonra da heyecanla annesinin yanına gitmiş. Başından geçen her şeyi annesine anlatmış. Hizmetkârlarını çağırıp annesi için de güzel bir sofra kurdurtmuş. Keloğlan ile annesi kısa zamanda zengin olmuşlar.

Keloğlan bir gün annesine evlenmek istediğini, padişahın kızını da kendisine istemesini söylemiş. Anne yüreği oğlunu kıramamış. Saraya gidip padişahın huzuruna çıkmış. Padişah kadına:
— Buyur hanım, derdin nedir, demiş.

Kadın da Allah’ın emriyle kızını oğluna istemeye geldiğini söylemiş. Padişah düşünmüş taşınmış, kadına:
— Eğer oğlun benim sarayım gibi bir saray yaptırırsa kızımı oğluna veririm, demiş.

Kadın üzgün üzgün evine gelip padişahın şartını oğluna söylemiş. Keloğlan:
— Üzülme anneciğim, ondan kolay ne var, demiş.

Hemen üç kez mührüne vurup hizmetkârlarını çağırmış. Onlardan padişahın sarayının karşısına aynı onunki gibi bir saray yapmalarını istemiş. Hizmetkârlar, sabaha kadar sarayı yapmışlar.

Keloğlan’ın annesi hemen padişahın yanına gitmiş. Ona dilediği sarayı oğlunun yaptırdığını söylemiş. Padişah bu sefer de:
— Oğlundan kırk katır dolusu altın isterim, demiş.

Kadın yine olanları oğluna anlatmış. Keloğlan da mührü sayesinde padişahın kapısına kırk da değil, tam seksen katır dolusu altın göndermiş. Bunun üzerine padişah kızını çağırmış:

— Kızım Keloğlan seninle evlenmek istiyor. Bunun için de koyduğum tüm şartları yerine getirdi. Ama ben seni onunla evlendirmek istemiyorum. Sadece koyduğum şartları nasıl yerine getirdiğini öğrenmek istiyorum. Sen Keloğlan’ın nasıl saray yaptırdığını, o altınları nereden alıp geldiğini öğren. Ben şimdi onu saraya çağıracağım. Sen onun bir ağzını ara olur mu, demiş.

Kız, babasının bu teklifini kabul etmiş. Padişah da Keloğlan’ı saraya çağırtmış. Keloğlan, saraya gelince padişah:
— Gel bakalım Keloğlan, duyduğuma göre kızımla evlenmek istiyormuşsun. İsteklerimi de yerine getirmişsin. Ben senden razı oldum ama kızımın da seninle evlenmek istemesi gerekir. Şimdi kızımı buraya çağıracağım ve durumu ona soracağım, demiş.

Padişah kızını huzuruna çağırmış, olanları ilk defa anlatıyormuş gibi yapmış. Kızı da babasına:
— Babacığım, izniniz olursa sarayın bahçesinde Keloğlan ile biraz konuşup onu tanıyabilir miyim, demiş.

Padişah Keloğlan’ın sırrını öğrenmek istiyormuş. Bu yüzden kızına izin vermiş. Padişahın kızı Keloğlan’a:
— Duyduğuma göre benimle evlenmek için saray yaptırmış, seksen katır dolusu da altın göndermişsin. Eğer bana sarayı nasıl yaptırdığını, bu altınları nereden bulduğunu söylemezsen seninle evlenmem, demiş.

Keloğlan kıza güvenerek başından geçenleri anlatmış. Padişahın kızı duyduklarına inanamamış. Keloğlan hemen üç kere mührüne vurup hizmetkârlarını çağırmış. Keloğlan’ın söylediklerinin gerçek olduğunu gören kız:
— Madem benimle evlenmeyi çok istiyorsun, o zaman bu mührü bana hediye edersin. Seninle ancak o zaman evlenebilirim, demiş.

Keloğlan padişahın kızını çok seviyormuş. Onun kendisini kandırabileceğini düşünmeden parmağındaki mührü kıza vermiş.

Kız mührü almış, sonra da:
— O zaman ben de seninle evlenirim, yarın annen gelip beni istesin, demiş.

Kız mührü hemen babasına götürmüş. Padişah mührün yeni sahibi olmuş. Hizmetkârları çağırıp Keloğlan ile annesinin sarayını kaldırtmış. Kendisi için de denizin ortasında kocaman bir saray yaptırmış. Ertesi sabah Keloğlan ile annesi uyandıklarında kendilerini eski evlerinde bulmuşlar. Keloğlan hızla saraya gelmiş ama sarayın yerinde yeller esiyormuş. Kandırıldığını anlayan Keloğlan kara kara düşünmeye başlamış.

Keloğlan’ın kedisi, bu duruma çok üzülmüş. Bu kedi olanları kediler ülkesinin padişahına iletmiş. O da köpekler ülkesi ile fareler ülkesinin padişahlarına haber göndermiş. Topal bir fare, padişahla kızının yaşadığı evi Keloğlan’ın kedisine söylemiş. Kediler padişahına da:
— Bir köpek bulalım, köpeğin üstüne sen bin, senin üstüne de ben bineyim. Böylece hepimiz denizi geçelim, demiş.

Bunlar denizi geçip saraya varmışlar. Padişah, mührü burnunda saklıyormuş. Akşam olmuş padişah uykuya dalmış. Fare kuyruğunu bibere daldırdıktan sonra padişahın burnuna sokmuş. Padişah hapşırınca mühür yere düşmüş. Fare mührü kaptığı gibi kediye vermiş, Köpek, kedi ile fareyi saraydan çıkarken korumuş. Kedi de mührü alıp Keloğlan’a getirmiş.

Keloğlan, annesini de alarak o ülkeden ayrılmış. Bir başka ülkede kendisine yeni bir saray yaptırmış. Paraya değer veren insanlardan uzak durmuş. Sevgide menfaatin olamayacağını anlamış. Yaşadığı ülkede kendisini seven bir kızla evlenerek ömrü boyunca mutlu olmuş. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine…

Masalı sesli dinle

Etiketler

📖 Benzer Masallar

Tümünü Gör →

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...

Yorum yapmak için giriş yapın

Bağlan