Evvel zamanların birinde, bir memlekette padişahın kızı hastalanmış. Ne kadar uğraşılsa da bir derman bulunamamış. Padişah, memleketin en iyi hekimlerini getirmiş fakat kızcağız şifasını bulamamış. Bir gün padişah emretmiş: — Benim kızımı her kim iyi eder, onun hastalığına çare bulursa ona dünyalığını verip onun ahretliğine karışmayacağım, demiş. Bu sözü duyan bir sürü sihirbaz saraya akın etmiş, padişaha çokça yöntemler sunmuş. Bu insanların kızını iyileştireceğine inanan padişah, her seferinde yanılmış, çok sinirlenmiş ve çok üzülmüş. Kızını iyileştiremeyen sihirbazları cezalandırmış. Bütün ülke seferber olmuş. Bu derde deva ararken o zamanlar sarayın hizmetlisi olan Keloğlan bir rüya görmüş. Rüyasına giren aksakallı bir ihtiyar buna: — Padişahın kızını iyi edecek şey Karadeniz’deki ak balıktır. Onu tut, pişir, kıza yedir. Hemen iyileşecektir, demiş. Keloğlan koşarak gidip ağasına bu rüyasını anlatmış. Ağa aracılığıyla padişaha ulaşan bu bilgi, ona pek inandırıcı gelmese de padişahın denemekten başka çaresi yokmuş. Keloğlan, padişahın iznini aldıktan sonra yola çıkmış ve Karadeniz’e ulaşmış. Günlerce denize oltasını atıp bekleyen Keloğlan, en sonunda ak balığı tutmuş. Balığı canlı bir şekilde padişaha gösterdikten sonra pişirmiş ve hasta kızın yanına gitmiş. Padişah hâlâ tedirgin olmasına rağmen Keloğlan, balığı kıza üç gün boyunca yedirmiş. En son padişah ümidi kesmek üzereyken kız iyileşmeye başlamış. Dört gün, beş gün derken kız kendine gelmiş ve eski sağlığına kavuşmuş. Kızının iyileşmesine çok sevinen padişah, söz verdiği gibi Keloğlan’a hediyeler vermek için onu huzuruna çağırmış: — Dile benden ne dilersen, demiş. Keloğlan başındaki fesini eline alıp kafasını yere eğerek: — Ne dileği padişahım, ben bunu bir ödül karşılığı yapmadım. Siz de kızınız da çok yaşayın, diye karşılık vermiş. Keloğlanın bu davranışını çok seven padişah, hizmetçilerine Keloğlan’ı hazineye götürmelerini ve ona istediği kadar altın vermelerini emretmiş. Hazineye giren Keloğlan elindeki fesini uzatıp: — Altınları şuna koyun anama götüreyim, demiş ve fesine doldurulan altınlarla birlikte yola çıkmış. Köye kadar fesinin delik kısmından altınları döktüğünü fark etmeyen Keloğlan, bir sevinçle anasına koşmuş ve başından geçen bu olayı anlatmış. Çok sevinen anasına altınları göstermek için fesini uzattığında, sadece bir altın olduğunu gören Keloğlan çok üzülmüş ve ağlamaya başlamış. Oğlunun ağladığını gören anası: — Üzülme oğul, demek ki senin nasibin bu kadarmış. Sen bu altınlardan daha değerli bir iş başarmışsın. Şimdi sarayına dön ve namusunla çalışmaya devam et, demiş. Biraz üzgün biraz gururla saraya dönen Keloğlan işine devam etmiş. Hem padişah hem kızı hem de Keloğlan sonsuza kadar mutlu ve sağlıklı yaşamış.
Keloğlan ve Hasta Sultan
Anonim - MASAL6 Derlemesi ·
5 dakika okuma süresi ·
283 kez okundu ·
❤️ 0 beğeni
Keloğlan ve Hasta Sultan
📖 Benzer Masallar
Tümünü Gör →
1. Sınıf Masalları
Yokluktan Varlığa
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, iki arkadaş varmış, eski bir han içinde. Bu iki arkadaştan biri çok iyi niyetli...
5 dk
5.0
249
1. Sınıf Masalları
Uyanık Kervancı
💎 Kervancı ve Elmasın Gerçek Değeri Masalı Bir varmış, bir yokmuş. Zengin bir kervancı yanına hanımını da almış, Bağdat...
10 dk
5.0
266
Sonraki masal yükleniyor...
Bu kategoride başka masal yok
Ana Sayfaya Dön
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bağlan