Küçük Kardeş ile Dev

Anonim - MASAL6 Derlemesi · 5 dakika okuma süresi · 518 kez okundu · ❤️ 3 beğeni
Küçük Kardeş ile Dev

Küçük Kardeş ile Dev

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal iken pireler berber iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, ülkenin birinde bir padişah ve üç oğlu varmış. Bir de padişahın başının belası olan bir dev varmış. Dev her gün padişahın bahçesine gelir, bir ağacın tüm elmalarını şapur şupur yer, gidermiş. Padişah ne yaptıysa bu devi bir türlü yakalayamamış. Bir gün en küçük oğlu padişahın yanına gelip demiş ki: — Baba, izin verirsen ben bahçeye gidip devi yakalayayım. Padişah kızmış: — O kadar asker gitti, hiçbiri yakalayamadı da sen mi yakalayacaksın? — Baba bana bir şans ver. — İyi hadi, bir de sen dene bakalım. Oğlan eline ok takımını ve büyük kamasını alıp bahçeye gitmiş. Dev, bahçeye gündüz değil gece gelirmiş hep. Oğlan bir elma ağacının dalına çıkmış, devi beklemeye başlamış. Gece olmuş, tam oğlan uykuya dalacakmış ki dev yine bahçeye gelmiş. Dev elmaları şapur şupur yerken oğlan onu fark etmiş. Devle mesafesi fazla olduğu için okunu kullanmak istemiş. Bir ok atmış, devi yaralamış. Sonra hemen ağaçtan inip koşa koşa saraya gelmiş, babasına haber vermiş: — Baba ben devi vurdum ama öldüremedim. Yaralı hâlde kaçtı, demiş. Padişah diğer oğullarını da çağırtmış: — Yaralıysa kanı akmıştır. Kan izlerini takip edip devi bulun, öldürün, demiş. Üçü kardeş yola düşmüşler. Kan izlerini takip edip bir kuyunun kenarına gelmişler. Burası devin iniymiş. Bir urganla kuyuya inmeye karar vermişler. Küçük kardeş, akıllı ve gözü kara bir delikanlıymış. Demiş ki abilerine: — Beni urganla aşağıya sarkıtın, kuyuya inip devi öldüreyim. Abileri kuyudan çok tedirgin oldukları için bu teklifi hemen kabul etmişler. Küçük kardeş, beline bağlanan urganla kuyuya inmiş. Aşağıda üç tane oda varmış. Birinin kapısını açmış, içeride üç tane kız oturmuş, yufka ekmek yapıyormuş. Dev bu kızları tutsak etmiş, hizmetçi gibi kullanıyormuş. İkinci odaya bakmış, içerisi mücevher doluymuş. Üçüncü odayı açmış, içeride dev mışıl mışıl uyuyormuş. Oğlan hemen okunu çıkarmış, zaten yaralı olan devi bir ok daha atıp öldürmüş. Sonra da kuyuya ilk indiği yere gelip abilerine seslenmiş: — Ben devi öldürdüm. Burada bir sürü mücevher ile üç tane de kız var, demiş. Oğlan ilk olarak mücevherleri kaplara doldurmuş, aşağıya indiği iple abilerine göndermiş. Oğlan doldurmuş, abileri yukarı çekmişler. Sonra sıra kızlara gelmiş. Küçük kardeş kızların da bellerine urgan bağlamış, abileri kızları yukarı çekmişler. Her biri, bir kızı alacakmış. Büyük kızı büyük oğlan, ortanca kızı ortanca oğlan, küçük kızı ise küçük oğlan alacakmış. Herkes yukarı çıkmış, kuyunun dibinde bir tek en küçük kardeş kalmış. Abileri, babalarına devi kendilerinin öldürdüğünü, bu kadar malı mülkü de kendilerinin getirdiğini söylemek istemişler. Bu yüzden küçük oğlanı yukarı çıkarmaktan vazgeçmişler. Urganın ucunu aşağıya atıp kuyunun yanından ayrılmışlar. En küçük kardeş kuyunun dibinde kalakalmış. En küçük oğlan, ne yapacağını kara kara düşünürken birden karşısına ak sakallı Hızır çıkmış. Oğlana bir çift tüy verdikten sonra şöyle demiş: — Eğer kardeşlerin sana bir kötülük yaparlarsa, bu iki tüyü birbirine sürt, yanına bir ak koç ile bir kara koç gelecek. Ak koça binersen yukarı çıkarsın, kara koça binersen yerin yedi kat dibine inersin, demiş. Oğlan bir anda hacı amcasının verdiği tüyleri hatırlamış. Hemen tüyleri birbirine sürtmüş, bir anda önüne Allah tarafından ak koçla kara koç gelmiş. Koçlar birbirleriyle boynuz tokuşturmaya başlamışlar. Oğlan o karışıklıkta ak koça bineyim derken kara koça binmiş. Doğruca yerin yedi kat dibine inmiş. Oğlanın indiği yerde büyük bir meydan, meydanda da büyük bir ağaç varmış. Ağacın üstünde bir kuş yuvası varmış. Bu yuva, çok büyük bir kuşunmuş. Kuş yuvada değilmiş ama yavruları cak cak cak bağırıyormuş. Meğer büyük bir yılan dolana dolana ağacın tepesine çıkıyormuş. Yavruları yiyecekmiş. Oğlan yine okunu çıkarmış, bir ok darbesiyle yılanı öldürmüş. O sırada kuşların anaları gelmiş. Yavrularına zarar vereceğini sanıp oğlana saldırmak istemiş. Yavruları dile gelip konuşmuşlar: — Ana bu adam bizi kurtardı, demişler. Kuş ağacın dalından oğlanın yanına inmiş: — Dile benden ne dilersen, demiş. Oğlan: — Beni yedi kat yukarıya çıkar, aileme kavuşayım, demiş. Kuş cevap vermiş: — Dediğini yaparım, ama bana yedi batman et, yedi batman su getireceksin, demiş. Oğlan bunu kabul etmiş. Eti ve suyu bulmak için yakındaki köye gitmiş. O köyün başına bela olan bir dev daha varmış. Dev, köyün tek çeşmesinin başını tutmuş, her gün kendisine bir insan vermeleri şartıyla köylüye azıcık su veriyormuş. Oğlan o köyde bir eve misafir olmuş. Evin hanımından meseleyi öğrenmiş. Sonra da kadına demiş ki: — Bugün de devin yanına kurban olarak ben gideyim. — Oğlum sakın gitme, ölürsün. Zaten bugün bir kız, kurban olarak gidecek, demiş. — Olsun, siz beni deve gönderin, demiş oğlan. Köylü oğlanın bu teklifini kabul etmiş. Oğlan hemen okunu yayını kuşanmış, diğer kızla birlikte devin yanına gitmiş. Dev kıkır kıkır gülmeye başlamış: — Bugün iki tane nasibim var, demiş kendi kendine. Oğlan okunu çekmiş, bir okla devi oracıkta öldürmüş. Hem kızı kurtarmış hem de köylünün su sorunu kalmamış. Kız hemen koşup devin kanına beş parmağını değdirmiş ve gelip oğlanın omzuna elini basmış. Oğlanın kurtardığı kız, köyün ağasının kızıymış. Adam, kızını sağ salim karşısında görünce ona sormuş: — Kızım sen nasıl kurtuldun? — Baba beni bir genç kurtardı. — Bu genç nerede şimdi? — Vallahi bilmiyorum baba. Ama bizim köyden değildi, yabancı biri herhalde. Devin kanını beş parmağımla gencin sırtına bastım, o izden tanırım onu. Ağa, kızının canını kurtaran genci bulmak için oradaki bütün gençleri köy meydanına toplamış. Sonra da baba kız, sırasıyla bütün gençlerin omzuna bakmışlar. Sonunda bizim oğlanı bulmuşlar. Köyün ağası oğlana: — Oğlum, dile benden ne dilersen, demiş. Oğlan: — Allah’tan sağlığınızı dilerim efendim, demiş. — Yok yok, benden bir şey dile. — Bana yedi batman et, yedi batman su lazım. — Ondan kolay ne var? Ağa emir vermiş, yedi batman etle yedi batman suyu hazır etmişler. Oğlan hemen etle suyu alıp kuşun yanına gitmiş. Eti kuşun bir kanadına, suyu diğer kanadına koymuş; kendisi de kuşun sırtına binmiş. Kuş, oğlana demiş ki: — Ben cak dediğimde et vereceksin, cuk dediğimde su vereceksin. Oğlan kuşun dediğini yapmış. Sonunda yedi kat yukarıya çıkmışlar. Kuş ile oğlan helalleşip ayrılmışlar. Oğlan kendini belli etmeden bir garibanın evine sığınmış, burada aylarca kalmış. Artık saç sakal birbirine karışmış, kimsenin tanıyamayacağı bir hâle gelmiş. O günlerde kardeşlerinin kırk gün kırk gece düğünleri yapılıyormuş. Bunu öğrenen oğlan, hemen Hızır’ın verdiği tüyleri bir daha birbirine sürtmüş, bir anda Hızır gelmiş önüne. Oğlan ata binmiş, koştura koştura düğün yerine varmış. Atıyla düğün yerinde dört dönmüş, her yeri dağıtmış. Ahali onun kim olduğunu bir türlü anlayamamış. Sonra oğlan, babasının yanına varmış: — Baba, vaktiyle kardeşlerim bana kötülük yaptı, beni kuyunun dibinde bıraktı. Aylar sonra ancak gelebildim, demiş. Babası, diğer iki oğluna çok kızmış; onları mirasından mahrum bırakacağını söylemiş. Bütün malını mülkünü en küçük oğluna bırakmış. Sonra da küçük oğlu ile kuyudan çıkan kızların en küçüğünü evlendirmiş. Onlara yeniden kırk gün kırk gece düğün yapmış. Bu masal da burada bitmiş.

📖 Benzer Masallar

Tümünü Gör →

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...

Yorum yapmak için giriş yapın

Bağlan