Bir varmış, bir yokmuş, dünyanın insanları coşmuş. Bunlardan biri de oduncu Ali imiş. Ali ile hanımı ormanın hemen yanında küçük bir evde yaşarlarmış. Ali her gün karısının hazırladığı azığı beline bağlar, ormana odun kesmeye gidermiş. Ali yine, karısının hazırladığı üç yumurta ile birkaç yufkayı beline sarmış, ormana gitmiş. Biraz çalıştıktan sonra acıkmış, yemek arası vermiş. O esnada, etraftan bazı sesler duymuş. Seslerin nereden geldiğini anlamak için bir ağacın tepesine çıkmış. Bir de ne görsün? Karşıdan birkaç tane dev, onun yanına doğru gelmiyor mu! Ali, ağaçta tir tir titremeye başlamış. Tabii onunla ağacın dalları da oynamaya başlamış.
Devler ağacın seslerinden Ali’yi hemen fark etmişler, aşağıya indirmişler. Ali'ye burada ne aradığını sormuşlar. O da devlere her gün buradan odun kestiğini söylemiş. Devler bu oduncuyla biraz eğlenmişler. İçlerinden biri:
— Bak oduncu, ben şimdi bu koca kayayı sıkıp parça parça edeceğim. Yaptığımı yapamazsan bizden kurtulamazsın, demiş.
Dev dediğini yapmış. Oduncu Ali ise başlamış düşünmeye. Devlere demiş ki:
— Ben sizinle boy ölçüşemem, ancak bunu sıkıp parça parça ederim, demiş.
Devler oduncunun bu sözüne başlamışlar gülmeye. Bu arada bizim oduncu yerden ufak, beyaz bir taş almış, bu taşı hemen azığındaki yumurta ile değiştirivermiş. Taşı sıkıyorum diye de yumurtayı sıkıp paramparça etmiş.
Devler şaşırmışlar, oduncudan bu hareketi tekrarlamasını istemişler. Diğer yumurtayı da çıkarıp parça parça etmiş. Bunun üzerine devler onu padişahları ile tanıştırmak istemişler, saraya davet etmişler. Oduncu korkusundan devlerle saraya gitmiş.
Oduncu padişahın yanında da taşı sıkıyormuş gibi yumurtayı sıkmış. Padişah çok şaşırmış. Hemen koca bir servi ağacını tepesinden tutmuş, oduncunun önüne sermiş. Sonra oduncuya:
— Sen de yap da görelim, demiş.
Oduncu devlerden uzun bir halat istemiş. Bu halatla tüm ormanı sararak bütün ağaçları birden yıkabileceğini söyleyince devler:
— Ormansız ne yaparız, deyip oduncuya isteklerinden vazgeçtiklerini söylemişler.
Devler ormanda kendilerinden daha güçlü birinin olmasını kabullenememişler. Bu yüzden oduncudan, o gece kurtulmayı planlamışlar. Oduncuyu bir gece daha misafir etmek istemişler. Oduncu devlerden kuşkulandığı için uyumamış. Gece tıkırtılar duyunca hemen yataktan dışarı fırlamış. Yatağın kenarında duran odunları sıraldıktan sonra güzelce odunların üstünü örtmüş. Gece devler gelmişler, yatağı tokmakla bir güzel dövmüşler. Bakmışlar ki hiç ses yok! Ali’den kurtulduk, diye düşünüp sevinmişler.
Sabah olduğunda oduncu ile karşılaşan devler bu duruma şaşırmışlar. Ali’nin oradan nasıl kurtulduğunu da merak etmişler. Ali’ye:
— Geceni nasıl geçirdin, diye sormuşlar.
Ali:
— Bir ara bir tahtakurusu gelip beni rahatsız etti ama sonrasında rahat uyudum, demiş.
Devler şaşırmışlar. Oduncuyu bir gece daha misafir etmek istemişler. O gece oduncu yine uyumamış. Gece yarısı devler gelip oduncunun üstüne su dökmüşler. Oduncu bir terslik olacağını düşündüğü için akşam olur olmaz taşları çuvala doldurmuş, yatağının altına koymuş. Devler onu yatağın altında zannetsinler istemiş.
Ertesi sabah oduncuyu yine karşılarında gören devler şaşırmışlar. Oduncuya:
— Geceni nasıl geçirdin, diye sormuşlar.
Ali:
Gece çok terlemişim yatağımı hep terden ıslattım, demiş.
Devler oduncu Ali’den bir hayli korkmuşlar. Ona bir isteğinin olup olmadığını sormuşlar. Oduncu onlardan bir çuval altın istemiş. Devler oduncudan kurtulmak için hemen altını getirmişler, oduncuya vermişler.
Oduncu altınları alarak evine dönmüş. Eşine olanları anlatmış. Eşi de oduncuya:
— Akıl insana en büyük sermayedir, demiş.
Eşinin içine düştüğü zor durumlardan aklını kullanarak kurtulmasına çok sevinmiş. Ömürleri boyunca mutlu ve refah içinde yaşamışlar. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Gökten üç elma düşmüş, biri bu masalı anlatana, biri dinleyene, biri de zor durumlarda aklını kullanabilenlerin başına...
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bağlan