Padişahın Küçük Oğlu

Anonim - MASAL6 Derlemesi · 5 dakika okuma süresi · 405 kez okundu · ❤️ 0 beğeni
Padişahın Küçük Oğlu

Padişahın Küçük Oğlu

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir padişah varmış. Bu padişahın üç kızı ile üç oğlu varmış. Padişah ölürken oğullarına vasiyet etmiş: — Ben öldükten sonra kızlarımı kim isterse onlara verin, demiş. Bir süre sonra padişah ölmüş. Birkaç gün sonra devler padişahı saraya gelmiş. Üç erkek kardeşten, büyük ablalarını istemiş. Büyük oğlanla ortanca oğlan, ablalarını vermemiş ama küçük oğlan deve: — Babamın vasiyeti vardı, bu evliliğe rızam vardır. Kardeşim de uygun görürse olur, demiş. Oğlanın ablası da vasiyete uymuş. Böylece kızı devler padişahına vermişler. Aradan biraz zaman geçmiş. Bu sefere de saraya kartalların padişahı gelmiş. Üç oğlana: — Ortanca ablanızla evlenmek istiyorum, demiş. Yine büyük ve ortanca kardeşler, ablalarını kartala vermek istememişler ama küçük oğlan, ablasının da rızasını alarak bu evliliğe onay vermiş. Aradan biraz zaman daha geçmiş, bu sefer de saraya aslanların padişahı gelmiş. Oğlanlardan küçük ablalarını istemiş. Küçük kardeş bu evliliği de onaylamış. Günler günleri kovalamış, üç oğlan babalarından kalan mirası paylaşmaya karar vermiş. İki ağabey küçük kardeşlerini mirastan mahrum bırakmışlar. Olanlara üzülen küçük kardeş de, ağabeylerine kızarak: — Siz babamın mirasından beni mahrum bıraktınız. Artık sizle yaşayamam, çeker giderim, demiş. Küçük oğlan yola düşmüş. Epeyce bir yol gittikten sonra da yorulmuş, uykusu gelmiş. Karşısına çıkan bir evin bahçesine yatıp uyumuş. O bahçe ise büyük ablasınınmış. Sabah olunca evin hizmetçisi dışarıya çıkmış. Bakmış ki bahçede bir genç adam yatıyor, hemen içeriye gidip: — Hanımım, bahçede yatan bir genç var. Acep tanıyor musun, diye sormuş. Büyük abla bahçesine çıkmış, bakmış ki yerde yatan küçük kardeşi! Hemen kardeşinin boynuna atlamış, onu alıp içeriye götürmüş. Biraz konuştuktan sonra: — Kocam gelirse sana bir zararı dokunur, gel şuraya seni saklayayım, demiş. Daha öyle demeye kalmadan gökler şaklamış, yerler yarılmış, devler padişahı eve gelmiş: Hanımına: — Burada insan eti kokuyor, büyük kardeşinse korksun benden, ortanca ağabeyinse korksun benden ama en küçük kardeşin ise çıkar, başımın üstünde yeri var, demiş. Öyle deyince hanımı, kardeşini çıkarmış. Hoş beş etmişler. Küçük oğlan birkaç gün ablasının evinde kalmış. Sonra ablasıyla eniştesinden müsaade isteyip: — Sizi görmek bana iyi geldi. Biraz da gidip dünyayı dolaşmak istiyorum, demiş. Bunun üzerine devler padişahı, oğlana bir çift tüy vermiş: — Bu tüyü al, başın dara düşerse de yak, ben hemen senin yanında olurum, demiş. Küçük oğlan, oradan kalkmış, yola koyulmuş. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş yorulmuş. Karşısına çıkan bir bahçede uykuya dalmış. Bu bahçe de ortanca ablasınınmış. Sabah olunca evin hizmetçisi küçük oğlanı görmüş. Hanımına haber vermiş: — Hanımım, bahçede bir genç adam yatıyor. Kim olduğunu bilmiyorum, demiş. Evin hanımı da: — Hele çıkıp bir bakayım, kimmiş, demiş. Çıkmış, bakmış ki küçük kardeşi. Heyecanla: — Kardeşim, buraya kadar gelip de bahçede mi uyudun! Adam içeriye girmez mi? Niye dışarıda yatıyorsun, demiş. Oğlan: — Vallahi ben buranın senin evin olduğunu bilmiyordum. Öyle tesadüf oldu, buraya geldim, yattım, demiş. Ablası kardeşini içeriye almış, ağırlamış. Hoş beş ettikten sonra: — Şimdi kocam gelir, seni burada görmesin, gel şöyle seni saklayayım, demiş. Yine şimşekler çakmış, yerler yarılmış. Bu sefer de kartallar padişahı gelmiş. Eve gelir gelmez de: — Burada insan eti kokuyor, büyük kardeşinse korksun benden, ortanca ağabeyinse korksun benden ama en küçük kardeşin ise çıkar, başımın üstünde yeri var, demiş. Öyle deyince ablası, kardeşini çıkartmış. Oğlan on- on beş gün de orada kalmış. Sonra da: — Usandım, biraz da gideyim başka yerleri göreyim, demiş. Bu sefer de kartallar padişahı küçük oğlana bir boncuk vermiş: — Kardeşim, bu boncuğu al, dilinin altına koy. Başın ne zaman dara düşerse, canın sıkılırsa kuş gibi uçar, buraya gelir, beni bulursun, her tarafı gezersin, demiş. Küçük oğlan ortanca ablasının da evinden ayrılıp yollara düşmüş. Epey bir yol aldıktan sonra yorgun düşmüş. Karşısına çıkan bir evin bahçesinde uyumuş. Sabah evin hizmetçisi oğlanı görmüş. Hanımına haber vermiş. Meğer o ev de oğlanın en küçük ablasının eviymiş. Oğlanın ablası, kardeşini evine davet etmiş. Ona yemek hazırlatmış. Biraz sohbet ettikten sonra gök şaklamaya başlamış. Oğlan: — Ne oluyor abla, demiş. Ablası da: — Kocam geliyor. Kendisi aslanların padişahıdır. Şimdi seni burada görmesin, saklayayım, demiş. Aslanların padişahı eve gelir gelmez: — Burada insan eti kokuyor, büyük kardeşinse korksun benden, ortanca ağabeyinse korksun benden ama en küçük kardeşin ise çıkar, başımın üstünde yeri var, demiş. Öyle deyince hanımı kardeşini meydana çıkarmış. Enişte ile damat sarılıp hasret gidermişler. Küçük oğlan orada da biraz kaldıktan sonra ablasına: — Bu kadar kaldığım yeter abla, biraz gidip dolaşacağım, demiş. Oğlanın eniştesi: — Al, sana bir çift tüy vereyim. Başın dara düşerse bu tüyü yakarsın, ben yanında olurum, demiş. Oğlan bu tüyü de yanına alıp yeniden yollara düşmüş. Epey bir yol aldıktan sonra bir şehre varmış. Orada da padişahın kızıyla evlenmek isteyen gençler varmış. Bunlar sıraya girmişler. Şehirde iki sandalye varmış. Altın olana oturanlar sarayda misafir oluyor, gümüş sandalyeye oturanlar padişaha dünürcü oluyorlarmış. Oğlan gitmiş, gümüş sandalyeye oturmuş. Padişah demiş ki: — Oğlum, sen çok gençsin, sana kıyamam. Oradan kalk, altın sandalyeye otur. Benim misafirim ol, demiş. — Padişahım ben de kızınıza talibim, demiş oğlan. — İyi de sen benim şartlarımı biliyor musun? Benim üç şartım vardır. Ancak bunları yapanlar kızımla evlenmeye hak kazanabilirler, demiş. — Şartlarınıza razıyım padişahım, demiş oğlan. Ertesi gün davullar çalınmış, padişahın kızına talip olanlar için yarışmalar başlamış. Oğlan da bu yarışmalara katılmış. Yarışmanın ilk gününde adayları aslanlarla dövüştürmüşler. Bu yarışmayı herkes kaybetmiş. Sıra küçük oğlana gelmiş. Oğlanın aklına aslanlar padişahı olan eniştesi gelmiş: — Eniştem bana bir çift tüy vermişti. Bu tüyü yakayım da buraya gelsin. Bakayım bana ne edecek, demiş. Tüyü tutuşturur tutuşturmaz aslanların padişahı karşısına gelmiş. Küçük oğlana: — Yettim kardeşim, nedir derdin, demiş. Oğlan olanları anlatmış. — Hiç korkma, demiş eniştesi. Aslanlar padişahını görünce bütün aslanlar saygıyla eğilmişler. Hareket etmeden beklemişler. Oğlan da onlara: — Yere yatın ve bir daha kalkmayın, demiş. Böylece oğlan bu yarışı kazanmış. Ertesi gün, oğlan devlerle yarışacakmış. Devlerle dövüşeceği yerde gene eniştesinin verdiği tüy aklına gelmiş. Hemen tüyü yakmış. Eniştesi bir anda oğlanın yanına gelmiş: — Yettim kardeşim, nedir derdin, demiş. — Padişahın kızına talip oldum, bu yarışmaya girdim. Bu devleri yenmem lazım, demiş. Eniştesi: — Hiç korkma sen, ben şimdi onlara söylerim yere yatarlar, demiş. Devler, padişahlarını görünce hemen yere yatmışlar. Bir daha da ayağa kalkmamışlar. Böylece oğlan bu yarışmayı da kazanmış. Ertesi gün de oğlanı kartallarla dövüşmeye çıkarmışlar. Bu sefer de oğlan kartallar padişahı olan eniştesinin verdiği boncuğu hatırlamış. Boncuğu ağzına koyunca birden kuş olup eniştesinin yanına uçmuş. Eniştesi bacanağını görünce: — Yettim kardeşim, nedir derdin, demiş. Oğlan başından geçenleri anlatmış. — Bu yarışmayı kazanmam lazım, demiş. Eniştesi: — Tamam, sen hiç korkma, demiş. Kartallar karşılarında padişahlarını görünce saygıyla eğilip, yere yatmışlar. Olanlara şahit olan padişah: — Bu nasıl bir gençtir ki karşısında aslanlar, devler ve kartallar saygıyla eğilirler! Bana damat olarak ancak böyle bir genç yaraşır, demiş. Padişah kızını çağırmış. Ona kendisini isteyen gencin yaptıklarından bahsetmiş. Yarışmaları izleyen kız da küçük oğlanla evlenmek istemiş. Padişah oğlan ile kızına kırk gün, kırk gece düğün yapmış. Böylece oğlan muradına ermiş. Padişah ölünce de ülkenin padişahı olmuş. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine…

📖 Benzer Masallar

Tümünü Gör →

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...

Yorum yapmak için giriş yapın

Bağlan