Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Bir ülkenin padişahının üç oğlu varmış. Bu padişahın büyük oğlu bir gün babasına: — Baba beni evlendir, artık zamanım geldi, demiş. Padişah: — Oğlum, atına bin, az gidersin, uz gidersin, dere tepe düz gidersin. Bir göl gelir önüne, o gölün üstünde üç salatalık var. Büyük olanı koparıp getir, sonra gerekeni yaparız, demiş. Büyük oğlan kalkmış, hazırlığını yapmış, atına binip yola çıkmış. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Babasının bahsettiği gölü bulmuş. Hakikaten gölün üzerinde salatalıklar varmış. Babasının dediği gibi büyük salatalığı koparmış. Geri dönmüş. Üç gün, üç gece yol gelecekmiş. Gelirken oğlan susamış, salatalığı ısırmış. Salatalığı ısırınca salatalık: — Yiğit su, bana su yetiştir, demiş. Oğlan korkup salatalığı yere atmış, koşarak eve gelmiş. Salatalık elinde yokmuş. Böylece onun evleneceği kız da yok olmuş. Ortanca oğlu da babasına: — Baba beni evlendir, artık benim zamanım geldi, demiş. Padişah, büyük oğluna söylediği gibi ortanca oğluna da: — Atına bin, az gidersin, uz gidersin, dere tepe düz gidersin. Bir göl gelir önüne, o gölün üstünde üç salatalık var. Ortanca salatalığı kopar getir, demiş. Ortanca oğlu da üç gün, üç gece yol gitmiş. Gölün üzerindeki salatalığı bulmuş. Ortanca olanı koparmış. O da yolda gelirken susamış, salatalığı ucundan ısırmış. Onun da kısmeti oracıkta yok olmuş. Bir gün padişahın küçük oğlu da evlenmek istemiş. Ona da babası: — Atına bin, az gidersin, uz gidersin, dere tepe düz gidersin. Bir göl gelir önüne, o gölün üstünde üç salatalık var. Git, küçük salatalığı kopar getir ki seni evlendireyim, demiş. O da az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Gölün üstündeki salatalığı bulmuş. Önce salatalığı seyretmiş, sonra koparmış. Gelirken yolda bir çeşme görmüş, atından inmiş salatalığı ısırmış. Salatalık: — Yiğit su, deyince hemen salatalığı çeşmenin gözüne atmış. Birden çeşmeden dünyalar güzeli, ay gibi parıl parıl parlayan bir kız çıkmış. Oğlan önce şaşırmış. Sonra kıza: — Atıma bin ki saraya gidelim, demiş. Kız da: — Ben böyle gitmem, bana davul zurna getir. Üç gün, üç gece düğün yap ki geleyim, demiş. Oğlan: — Ben seni burada nasıl bırakayım? Burası ıssız bir yer, demiş. Kız: — Ben seni burada, ağacın başına çıkıp beklerim. Sen git, davulu zurnayı al da gel, demiş. Oğlan: — Nasıl çıkacaksın bu kavağın başına, demiş. Kız: — Eğil kavağım eğil, demiş. Kavak hemen eğilmiş. Kız ağacın üstüne çıkmış. Sonra: — Doğrul kavağım doğrul, demiş. Kavak doğrulmuş. Oğlan saraya gitmiş, görüp yaşadıklarını babasına anlatmış. Kızın davul zurna ile üç gün düğün istediğini söylemiş. Bu arada kız ağacın üstünde beklerken başka bir kız ağacın altındaki çeşmeden su almaya gelmiş. Çeşmeye güzel bir kız suretinin yansıdığını görmüş. Kız kendisine bakmış, bu kadar güzel değil. Sağına soluna bakmış, kimse yok! Yukarı baktığında ağacın üstünde güneş gibi parlayan bir kız görmüş. Aşağıdan güzel kıza seslenmiş: — Abla abla! Beni de yukarı çıkar, demiş. Ağaçtaki kızın adı da Huri’ymiş. Huri kızı: — Ben seni buraya nasıl çıkarayım, demiş. Kız: — Eğer beni yanına çıkarırsan sana orada yoldaşlık ederim, demiş. Huri kızı kavağı eğmiş. Kızı yanına almış. Kavak tekrar doğrulmuş. Huri kızı başından geçenleri yanına gelen kıza bir bir anlatmış. Kız, Huri kızını çok kıskanmış. Kıskançlıkla Huri kızının boynundaki inciyi koparmış. Huri kızı birden bülbül olup uçup gitmiş. Bir süre sonra padişahın oğlu, davul zurna ile ağacın yanına gelmiş. Yukarı bakmış ki ağaçtaki kız, Huri kızına hiç benzemiyor. Oğlan şaşırsa da ağaçtaki kıza: — Hadi, ağaçtan in, demiş. Kız: — Ben nasıl ineyim, demiş. Oğlan: — Nasıl çıktıysan öyle in, demiş. Kız inememiş. Oğlan iyice şüphelenmiş. Neyse padişahın askerleri gelmişler, kızı ağaçtan indirmişler. Oğlan ağaçtan inen kıza: — Sana ne oldu böyle, demiş. Kız: — Güneş vurdu, rüzgâr vurdu, karardım, demiş. Padişahın oğlu, kıza söz verdiği için onu davul, zurna ile saraya götürmüş. Kız artık padişahın gelini olmuş. Bülbül olup uçan Huri kızı ise bir gün padişahın oğlunun evinin önüne gelmiş. Boynundaki inciyi koparan padişahın gelinine: — Hatun mu oldun, demiş. Padişahın gelini bunu duymazdan gelmiş. O ara da hamileymiş. Kocasına demiş ki: — Ben aş eriyorum. Şu bülbülü yemek istiyorum, demiş. Padişahın oğlu: — Hanım ne istersen sana onu getireyim, koyun kurban keseyim, yazıktır bülbüle, bülbüle kıyılır mı hiç, demiş. Ama kadın inatla o bülbülü yemek istemiş. Bülbülü yakalamışlar, bu bülbülün iki damla kanı kapının önüne damlamış. Damlaların düştüğü yerde iki kavak büyümüş. Bu kavağın rüzgâr esince yaprakları güzel güzel sallanırmış. Herkes bu güzelliğe bakakalırmış fakat padişahın gelini oradan geçerken iki kavak ağacı bir araya gelip kadını sıkarmış. Kadın bundan rahatsız olmuş. Doğum yaptıktan sonra kocasına: — Bu kavağı keseceksin, kapıma eşik, bebeğime beşik yapacaksın, demiş. Padişahın oğlu, kavakların çok güzel olduğunu, bebeklerine beşik alacağını söylese de hanımını ikna edememiş. Sonunda kadın, inat ederek kavak ağaçlarını kestirmiş. Neyse kavağı kesmişler, kapıya eşik, çocuğa da beşik yapmışlar. Kadın ne zaman o eşikten geçse eşik kadını sıkıyormuş. Sonra kadın, eşiği de beşiği de söktürmüş. Çıkan odunları da yakmak için kenara attırmış. Bir gün yaşlı bir kadın köyden saraya gelmiş, padişahın gelininden odun istemiş. Kadın eşik ve beşikten çıkan odunları yaşlı kadına vermiş. Yaşlı kadın evine gelip odunları dizmiş ama kavağın kabukları odunların üstünden sürekli düşüyormuş. Yaşlı kadın koyuyormuş, kabuklar düşüyormuş, yaşlı kadın koyuyormuş, kabuklar düşüyormuş derken yaşlı kadın: — Bu kabuklar yanmak istemiyor, diye kavağın kabuklarını kenara atmış. Yaşlı kadın dışarıya, gezmeye gidiyormuş, eve geldiğinde evini tertemiz, yemeklerini yapılmış ve hazırlanmış görüyormuş. Bir süre sonra yaşlı kadın korkmaya başlamış, olanları komşusuna anlatmış. Kadının komşusu ona akıl vermiş: — Kapının deliğinden izle, ne olduğunu görürsün, demiş. Kadın bir gün evden çıkar gibi yapmış ama anahtar deliğinden evin içini izlemeye başlamış. Bir de bakmış ki içerde dünyalar güzeli bir kız parlıyor, yemekleri hazırlıyor, evi temizliyormuş. Hemen içeri girip Huri kızının koluna yapışmış: — Kızım, ins misin cin misin, demiş. Huri kızı da başından geçenleri yaşı kadına anlatmış. Birlikte yaşamaya başlamışlar. Bir gün padişahın oğlu köylülere tay dağıtıyormuş. Padişahın oğlu dağıttığı tayları bir süre kendilerine hizmet etsinler diye köylülerde bırakıyor, onlar büyüdüğünde de gelip geri alıyormuş. Padişahın oğlunun tay dağıttığını duyan Huri, yaşlı kadına: — Bir tane tay da bana getirirsen, ben de beslerim, demiş. Yaşlı kadın Huri’ye tayı besleyecek durumlarının olmadığını, eeğer tay ölürse onu geri ödeyemeyeceklerini söylemiş. Huri kızı inatla tayı isteyince yaşlı kadın padişahın oğlunun yanına gidip: — Bir tay da benim kızım istiyor. Kötüsünden bir tane de bana verirseniz, kızım onu beslesin, demiş. Yaşlı kadına zayıf bir tay vermişler, kız tayı beslemeye başlamış. Kız, tayı beslemek için yere: — Bit otum bit, diyormuş. Bir sürü ot, tayın önüne yığılıyormuş. Bu tay iyice şişmanlamış. Parıl parıl parlayan bir at olmuş. Vakit tayların toplanma vakti olmuş. Padişahın askerleri yaşlı kadının evine gelip ata: — Deh atım deh, demişler. Fakat at gitmemiş. Kız atı tembihlediği için at yerinden kalkmıyormuş. Askerler, padişaha o atı yerinden kaldıramadıklarını söylemişler. Padişah da: — Sıska bir at olduğu için gelmemiştir, demiş. Ama askerler atın çok iyi durumda olduğunu söyleyince padişahın oğlu babasından izin alarak, askerleri de yanına alıp atın bulunduğu eve gelmiş. Atın yanına gelerek ona: — Deh deh, demiş ama at yine yerinden kalkmamış. Kız da bunların yanına gelip: — Deh atım deh! Sahibinin ne hayrını gördüm ki senin hayrını göreyim, demiş. At birden sıçrayıp yerinden kalkmış. Padişahın oğlu şaşırmış. Kızı kavak ağacının üstündeki kıza benzetmiş ama hiçbir şey demeden atını alıp saraya gelmiş. Padişahın oğlunun aklı Huri kızındaymış. Bir gün onu yemeğe davet etmiş. Huri daveti getirenlere: — Padişahın oğlu, sağ yanımı kırmızı gül, sol yanıma beyaz gül, ayağımın altını da halı döşerse gelirim, demiş. Padişahın oğlu Huri’nin dediklerini yapmış. Kız da yemeğe gelmiş. Kız gelince padişahın oğlunun hanımı Huri’yi tanımış. Yemekte Huri, başından geçenleri bir bir anlatmış. Padişahın oğlu, gerçekleri öğrenince kıza: —Kırk satır mı, yoksa katır mı istersin, diye sormuş. Kız: — Satırı ne yapayım? Katır isterim ki bineyim, babamın evine gideyim, demiş. Kadını kırk katırla babasının evine göndermişler. Padişahın oğlu ile Huri kızı da evlenip muratlarına ermişler. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine…
Padişahın Oğlu ile Huri Kızı
Anonim - MASAL6 Derlemesi ·
5 dakika okuma süresi ·
596 kez okundu ·
❤️ 1 beğeni
Padişahın Oğlu ile Huri Kızı
📖 Benzer Masallar
Tümünü Gör →
1. Sınıf Masalları
Altın Horoz
Bu masal, klasik imkânsız görevi başarma, dürüstlük ve paylaşımın ödüllendirilmesi, kibir ve bencilliğin cezalandırılmas...
5 dk
5.0
594
1. Sınıf Masalları
Her Şeyde Bir Hayır Vardır
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir padişah varmış. Bu padişah vezirini çok severmiş. Onu hep yanında tutarmış. ...
5 dk
5.0
712
Sonraki masal yükleniyor...
Bu kategoride başka masal yok
Ana Sayfaya Dön
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bağlan