Vezirin Bülbülleri

Anonim - MASAL6 Derlemesi · 5 dakika okuma süresi · 447 kez okundu · ❤️ 6 beğeni
Vezirin Bülbülleri

Vezirin Bülbülleri

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir padişah varmış. Bu padişahın üç oğlu varmış. Padişah günün birinde vezirine, dünyanın en güzel sarayını yaptırmasını emretmiş. Vezir, padişahın emri üzerine yeryüzündeki en güzel sarayı yapmış. Sarayın içinde her şey varmış. Vezir gelip padişaha: — Padişahım emrettiğiniz gibi sarayınızı yaptık, demiş. Padişah da yanına bilge bir adamı alarak saraya gitmiş. Saraya baktıktan sonra: — Bu sarayda her şey istediğim gibi her şey tamam, demiş. Vezir, padişaha bakmış ve demiş ki: — Padişahım sağ olsun, her şey tamam da bir şey eksik, demiş. Padişah öfkelenmiş: — Nedir eksik olan, diye sormuş. Vezir de padişaha: — Vezirin bülbülleri eksiktir, demiş. Padişah, vezire: — Peki bunlar nerededir, diye sormuş. Vezir: — Kaf Dağı’nın ardındadır. Bunları da yalnızca sizin üç oğlunuz getirebilir, demiş. Padişah Kaf Dağı’nın ardına üç oğlunu yollamış. Oğlanlar ormanın içinden gitmişler, bir yol ayrımına gelmişler. Bu yol üçe ayrılmış. Birinci yol: Giden gelir yolu. İkinci yol: Giden ya gelir ya gelmez yolu. Üçüncü yol: Giden gelmez yoluymuş. Kardeşler aralarında kâğıt çekmişler. Büyük kardeşe giden gelmez yolu, ortanca kardeşe giden ya gelir ya gelmez yolu, küçük kardeşe de giden gelir yolu çıkmış. Aralarında anlaşmışlar: — Hangimiz önce gelirse şu taşın altına mendil koysun, deyip ayrılmışlar. Küçük kardeş, yürümüş yürümüş. Ormanın içinde, sarmaşıkların arasında eski bir sarayla karşılaşmış. Sarayın içinde de güzeller güzeli bir sultan yaşarmış. Küçük kardeş sarayın kapısına vurmuş. İçeriden padişahın kızı seslenmiş: — İn misin, cin misin? Buralarda ne gezersin? Oğlan cevap vermiş: — Ben vezirin bülbüllerini bulmak için geldim. Onun yerini bilir misin? Sultan padişahın küçük oğluna: — Ey insanoğlu, ben vezirin bülbüllerinin yerini biliyorum ama beni bu saraydan kurtarman lazım. Bu sarayda tek gözlü bir dev beni sahiplendi. Sen sen ol, ne olursa olsun devin tek gözüne bakma, yoksa paramparça olup kül olursun, demiş. Küçük kardeş, sultanı kurtarmak için saraya girmiş. Tam onu kurtaracakken dev birden uyanmış. Dev, padişahın oğlu ile sultanın peşinden koşmuş. Tam bu sırada küçük kardeş, padişahın kendisine verdiği sihirli kılıçla devi öldürmüş. Sultanla küçük kardeş, kaçarak oradan uzaklaşmışlar. Ormana doğru koşmuşlar. Ormanda karşılarına bir nehir çıkmış. Bu nehrin bir tarafından siyah su, bir tarafından da kırmızı su akıyormuş. Sultan, oğlana: — Nehrin üstündeki köprüden geç. Ormanın içinde eski bir saray var. Bu sarayın kapısının önünde iki aslan var. Önünde et olan atın önüne otu, önünde ot olan aslanın önüne de eti koy. Sarayın içinde vezirin bülbülleri var, onları al ve sakın arkanı dönme. Omzuna bir el dokunup sana dön dese bile, sakın dönme. Sana verdiğim bu cam parçalarını sakın kaybetme. Bu sabunu da yanına al, demiş. Padişahın küçük oğlu, sarayın önüne gelmiş. Aslan ile atın yemeklerini değiştirmiş. At otu, aslan da eti yemiş. Padişahın küçük oğlu, saraya girmiş, bakmış ki bir dev. Devin bir gözü açık, bir gözü kapalıymış. Tam bülbülleri alırken bülbüller ötmeye başlamış. Bülbüllerin sesiyle dev uyanmış. Öfkelenen dev, padişahın küçük oğlunun peşine düşmüş. Dev, aslanla ata padişahın oğlunu yakalamalarını emretmiş ama onlar bu emre uymamışlar. Dev mecbur peşlerinden koşmaya devam etmiş. Bu sırada padişahın küçük oğlunun aklına sultanın verdiği cam parçaları gelmiş. Hemen onları yere atmış. Camlar devin ayaklarına batmış ama dev koşmaya devam etmiş. Tam devin eli, padişahın oğlunun omzuna değecekken oğlan cebinden çıkardığı sabunu yere atmış. Sabuna basan devin ayağı kaymış ve dev birden yere düşmüş. Böylece padişahın oğlu, devden kurtularak ormandan çıkmış. Koşarak sultanın kendisini beklediği köprüye gelmiş. Sultanı ve bülbülleri alıp kardeşleriyle buluşacağı yere gitmiş. Bir bakmış ki taşın altında hiç mendil yok. Oğlan, sultanı yol ayrımında bırakmış. Hemen giden ya gelir ya gelmez yoluna girmiş. Bir süre yürüdükten sonra bir köye girmiş. Bakmış ki ortanca kardeşi çok fakirleşmiş, pazarda tavuk satıcısı olmuş. Küçük kardeş, ortanca kardeşinin yanına gitmiş, hâlini sormuş. Ortanca kardeş: — Bülbülleri aradım ama bulamadım. Padişahın yanına gitsem mi gitmesem mi diye karasız kaldım, ben de dönemedim, demiş. Oğlan, ortanca kardeşini alıp köyden çıkmış. Bu sefer de giden gelmez yoluna girmiş. Burada da büyük kardeşinin açlık ve sefalet içinde yaşadığını görmüş. Küçük kardeş sormuş: — Sana ne oldu? O da: — Bülbülleri bulamadım. Padişahın huzuruna dönmeye de utandım, dönemedim, burada kaldım, demiş. Küçük kardeş, bu abisini de yanına alıp buluşma noktasına götürmüş. Üç kardeş hep birlikte saraya dönmüşler. Padişah, onları neşe ile karşılamış. Bakmış ki küçük oğlunun elinde bülbüller. Sevinmiş ve onları hemen sarayına koymuş. Vezir de padişaha dönüp: — Padişahım sağ olsun, şimdi sarayda hiçbir şey eksik değil, demiş. Küçük oğlan ile sultan evlenmiş ve sonsuza kadar mutlu yaşamışlar. Bu masal da burada bitmiş.

📖 Benzer Masallar

Tümünü Gör →

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...

Yorum yapmak için giriş yapın

Bağlan