Cıdıllı Masalı 💡
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir köy varmış. Bu köyde bir de nine varmış. Bu nine, üç oğluyla beraber yaşarmış. Büyük oğlanın adı Hasan, ortancanın adı Hüseyin, küçüğün adı ise Cıdıllı’ymış. Köyde ahalinin büyük bir sürüsü varmış, bu sürüye de bir çoban lazımmış. Büyük oğlan Hasan, bu işe talip olmuş, çobanlığa başlamış. Önceki çoban Hasan’a demiş ki:
— Hasan her yöne git lakin karşı dağdaki ormana asla gitme.
Hasan da merakından sormuş:
— Her yöne git dedin de, niye ormana gitme dedin?
Çoban bu sorunun cevabını vermemiş. Günler haftalar geçmiş, Hasan her yeri gezmiş, gezdiği yerleri tekrar tekrar gezmiş ama ormana hiç gitmemiş. Bir vakit sonra canı sıkılan Hasan:
— Acaba bu ormanda ne var da bana gitme dediler, benden bir şey mi saklıyorlar, diye söylenmeye başlamış.
Hasan en sonunda merakına yenik düşmüş. Hayvanları köye doğru sürmüş, kendisi ise ormana doğru gitmeye başlamış. Bir süre sonra sürü köye dönmüş ama Hasan ortalıkta yokmuş. Meraklanan köylüler, Hasan’ın evine gitmişler ama Hasan’ı evdinde de bulamamışlar. Aramışlar taramışlar Hasan’dan bir iz bulamamışlar. O zaman Hasan’ın ormana gittiğini anlamışlar. Hasan’ın annesi, ağlamaya başlamış. Hasan’ın kardeşi Hüseyin de kardeşini aramak için ormana gitmeye karar vermiş. Köylüler Hüseyin’e engel olmaya çalışmışlar ama Hüseyin:
— Ne yapalım, ağabeyim Hasan’ı ormanda mı koyalım? Elbet, onu aramaya gideceğim, demiş.
Köylülerden biri:
— Hüseyin o ormana gidip geri dönen olmadı. Biz Hasan’ı ormana gitmesin diye uyarmıştık, demiş.
Hüseyin ağabeyini orada bırakmak istemiyormuş. Bu sefer köylüler Hüseyin’e:
— Bunu çözse çözse köyün ağası çözer. Onun yanına gidelim, demişler.
Hüseyin anasını ve en küçük kardeşi Cıdıllı’yı da alarak ağanın yanına gitmiş, ona:
— Ağam eline ayağına düştük, ağabeyim Hasan, söz dinlemeyip karşı dağdaki ormana gitmiş. Onu aramamız için bize birkaç adam ver, demiş.
Ağa, ormana gidenlerin geri dönmediğini bildiği için:
— Hüseyin, adamlarımı meraklı Hasan için harcayamam. Sen sen ol, canını seviyorsan sakın o ormana gitme, demiş.
Hüseyin’in gönlü, ağabeyini ormanda bırakmaya razı olmamış. Yanına birkaç eşya aldıktan sonra yola çıkmış ama Hüseyin de ormandan geri dönmemiş. Bu sefer ailenin en zekisi Cıdıllı, ormana gitmeye karar vermiş. Cıdıllı ormana gitmiş, orman balta girmemiş büyük ağaçlarla doluymuş. Cıdıllı, ormanda ağabeylerini aramaya başlamış, kocaman bir ayak izi görmüş. Kendi kendine:
— Bu ormanda belli ki bir dev var, ağabeylerimi de o dev yakalamıştır, demiş.
O esnada dev gelmiş, Cıdıllı’yı sırtından tutup mağarasına götürmüş. Dev, ormandaki mağarada yaşıyormuş. Cıdıllı mağaraya gelince etrafına baksa ki ağabeyleri elleri ayakları bağlı, orada duruyorlarmış. Dev de koca bir kazanın başında bekliyormuş. Cıdıllı, deve:
— Dev ne yapacaksın o kazanla, demiş.
Dev:
— Kazanda sizi pişirip yiyeceğim, demiş.
Cıdıllı hemen ağabeylerine:
— Ne yapıp edip bu devden kurtulmalıyız, demiş.
Cıdıllı düşünmeye başlamış. Dev ateşi yakmış, kazanı da ateşin üstüne koymuş ama o kadar tembelmiş ki tembelliğinden ateşi bir türlü harlayamıyormuş. Ateşe sürekli odun atmadığı için de su kaynamıyormuş. Cıdıllı deve dönüp demiş ki:
— Ah Ah! Anam olsaydı ellerimi çözerdi, ben de ateşe odun atardım, demiş.
Dev, Cıdıllı’nın ellerini çözmüş, onu ateşin başına koymuş. Cıdıllı ateşe odun atmaya başlamış. Dev, Cıdıllı’nın ayakları bağlı olduğu için kaçamayacağını düşünmüş ve uykuya dalmış. Cıdıllı devin uyuduğundan emin olduktan sonra, ayaklarını çözmüş, sonra da ağabeylerinin yanına gitmiş. Onların da ellerini ve ayaklarını çözmüş. Hepsi devin mağarasından kaçarak köye gitmişler. Cıdıllı ve kardeşlerini gören köylüler, hemen yanlarına gitmişler. Onlara:
— Ormana gidip dönen olmadı. Hele anlatın ne vardı orada? Nasıl geri gelebildiniz, diye sorular sormaya başlamışlar.
Cıdıllı:
— Ormanda tembel bir dev var, bu dev ormana gidenleri yakalayıp yiyor, demiş.
Olanları duyan köy ağası, hemen Cıdıllı ile kardeşlerinin yanına gitmiş.
Ağa:
— Hele anlatın devin mağarasında ne vardı, diye sormuş.
Hasan da:
— Ağam devin çok güzel şamdanları vardı, demiş.
Ağa da bu şamdanları almak istiyormuş ama devin mağarasına kimse gitmek istemiyormuş. Bu işi yapsa yapsa Cıdıllı yapar, diye düşünmüş. Cıdıllı’yı yanına çağırmış:
— Devin mağarasına gidip bana şamdanları getireceksin, demiş.
Cıdıllı da:
— Nasıl olur ağam? Ben bunu yapamam ki, demiş.
Ama ağa kararlıymış ve demiş ki:
— Ben bilmem onları gidip getireceksin.
Cıdıllı ağanın bu teklifini yine kabul etmemiş. Bunun üzerine ağa, Cıdıllı’nın kardeşlerini esir almış, Cıdıllı'ya demiş ki:
— Ya şamdanları getirirsin ya da kardeşlerini bir daha göremezsin, benim esirim olurlar.
Cıdıllı yapacak bir şey bulamamış, devin şamdanlarını almak için ormana gitmiş. Ormana gittikten sonra, devin mağarasına gizlice girmiş. Bir bakmış ki tembel dev yine uykuya hazırlanıyor. Cıdıllı bir süre beklemiş, dev uyuduktan sonra da şamdanları almış. Sessiz, yavaş adımlarla yürümeye başlamış ama ayağı takılarak yere düşmüş. Cıdıllı’yla birlikte şamdanlar da yere düşmüş.
Dev uyanmış, Cıdıllı hızla kaçmaya başlamış. Dev Cıdllı'nın peşine düşmüş. Cıdıllı, bir ağacın kavuğuna şamdanları sakladıktan sonra koşmaya devam etmiş ama dev Cıdıllı'yı yakalamış. Dev Cıdıllı'ya şamdanlarını sormuş. Cıdıllı şamdanların yerini söylememiş. Dev eğer şamdanları verirse Cıdıllı'yı bırakacağını söylemiş. Cıdıllı'nın aklına bir fikir gelmiş, deve:
— Gel seninle bir anlaşma yapalım, demiş.
Dev:
— Nasıl bir anlaşma, diye sormuş.
Cıdıllı anlatmaya başlamış:
— Bizim köyde bir ağa var, senin şamdanları bu ağa istedi, kardeşlerimi esir aldı, beni de buraya şamdanlarını almam için yolladı. Sen beni serbest bırak ben de şamdanlardan bir tanesini ağaya götüreyim sonra diğer şamdanlar için ağayı ormana getireyim. Kardeşlerimle şamdanları değiş tokuş edeyim. Sen de o sırada bir yere saklan, kardeşlerimi aldıktan sonra da ortaya çık, demiş.
Dev:
— Geçen sefer beni kandırıp kaçtın, ben sana nasıl güveneceğim, demiş.
Cıdıllı:
— İster güven ister güvenme ama eğer anlaşma yapmazsan ne sen şamdanlarını alırsın ne de ben kardeşlerimi kurtarabilirim, demiş.
Dev, Cıdıllı'nın teklifini kabul etmiş. Önce ormanın girişlerinde devin saklanacağı bir yer bulmuşlar. Dev burada saklanmış. Cıdıllı sakladığı yerden şamdanlardan birini alarak ağanın evine varmış. Ağaya:
— Ağam bu şamdanlardan sadece biridir, daha güzel şamdanlar da var lakin onları ormanda bir yere sakladım. Eğer kardeşlerimle beraber gelirseniz şamdanları size veririm, siz de kardeşlerimi bırakırsınız. Ama sizin ormanda belirtiğim yere gelmeniz şart, demiş.
Cıdıllı ormana gidip ağanın gelmesini beklemiş. Ağa, birkaç adamı ile Cıdıllı'nın kardeşlerini de yanına alarak buluşma noktasına gelmiş. Cıdıllı elindeki şamdanlarla ağa ile kardeşlerini bekliyormuş. Ağa şamdanları alınca Cıdıllı'nın kardeşlerini bırakmış. O sırada dev ortaya çıkmış, ağayı ve adamlarını yakalamış. Cıdıllı devle yaptığı anlaşmaya uyarak şamdanlarını deve geri vermiş.
Dev, şamdanları ve ağayı alarak yola düşmüş. Cıdıllı kardeşlerini kurtarıp, onlarla birlikte evin yolunu tutmuş. Bir yandan da kardeşlerine:
— Tembel olursan dev de olsan aç kalırsın, meraklı olursan Hasan gibi deve yem olursun, ağa gibi açgözlü olursan deve aş olursun, demiş.
Kardeşleri Cıdıllı’nın bu sözlerine hak vermişler. Hasan bir daha önünü ve ardını bilmediği yerlere gitmemiş. Gereğinden fazla meraklı olmamış. Kuş kanadıyla insan merakıyla uçsa da fazla merak insanı türlü türlü zorluklara sokarmış. Üç kardeş hayatları boyunca birbirlerine destek olup mutlu, mesut yaşamışlar.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bağlan