Çiğdem Çiçeği ile Padişah

Anonim - MASAL6 Derlemesi · 5 dakika okuma süresi · 304 kez okundu · ❤️ 0 beğeni
Çiğdem Çiçeği ile Padişah

Çiğdem Çiçeği ile Padişah

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, neler vardır geçende… Yeni cami içinde, ab-ı hayat içinde, ben kendimden geçince, bayırda vak vak diye, sultanım börek diye bağıran bir dervişti, ben de bilmem ne işti? Oradan girdik bir yola, geldik geniş avluya, iliştik bir kenara, başladık şimdi masala… Bir varmış, bir yokmuş. Vaktin birinde bir padişah yaşarmış. Bu padişahın üç tane de oğlu varmış. Padişah da insanoğlu değil mi? Bir zaman gelmiş, padişah hastalanmış. Hastalığı gün gittikçe ağırlaşmış. Artık ömrünün son günleriymiş. Oğullarını çağırmış, başına toplamış, vasiyet etmiş: — Oğullarım, vakit yaklaşıyor. Ben öldükten sonra en büyük oğlum padişah olsun. Ne zaman canı isterse o vakit avlanmaya çıksın. Ormanda avlanırken üç yol ağzına gelirse soldaki yolu tutsun. Sakın ola sağdaki ya da ortadaki yola sapmasın, demiş. Vasiyet ettikten birkaç gün sonra padişah ölmüş. Oğulları ağlamış, sızlamış; babalarının vasiyetini yerine getirip büyük kardeşlerini padişah yapmışlar. Aradan biraz zaman geçmiş. Padişah olan oğlan avlanmak gelmiş. Etrafındakilere: — Hazırlıklar yapılsın, ava çıkacağım, diye emir vermiş. Neyse, padişah ve adamları avlanmak için yola düşmüşler. Gide gide üç yolun ağzına gelmişler. Oğlanın aklına babasının dedikleri gelmiş. Yanındaki vezire dönmüş: —Babam niye soldaki yola sapmamızı tembih etmişti? Öteki yollardan birine sapsak ne olur ki, diye sormuş. Vezir de: — Elbet babanın bildiği bir şey vardır. Sakın o yollara gitme. Kim bilir, başına ne geleceğini, demiş. Oğlan laf dinlememiş. Veziri orada bırakmış, atına atladığı gibi babasının gitme dediği yola gitmiş. Vezir, eski padişahın sözü icabı orada oturup oğlanı beklemiş. Oğlan yolda giderken yolun kenarındaki otların, çimenlerin arasında sarı bir çiğdem görmüş. Kendi kendine: — Çiğdem bu vakit açmaz ama dur şunu koparayım, demiş. Atını çiğdeme doğru sürmüş ama çiğdeme bir türlü yaklaşamıyormuş. Oğlan atını sürdükçe çiğdem daha da uzaklaşıyormuş. Çiğdem önde, oğlan arkada, gide gide epeyce bir yol gitmişler. Bir ara oğlan bakmış ki bir mağaranın önüne gelmiş. İçeride dumanı üstünde, yeni pişmiş bir kazan pilav varmış. Oğlanın karnı acıkmış: — Çiğdemi kopartamadım ama bari şu pilavdan birkaç kaşık yiyeyim, demiş. Atından inmiş, elindeki kaşığı tam pilava sokacakken mağaradan bir Arap çıkmış. Yeri göğü inleten bir sesle: — Ey âdemoğlu! Selamdan evvel kelam olmaz. Gel, önce seninle bir dövüşelim, sonra pilavını yersin, demiş. Oğlan ne yapacağını şaşırmış. Arap’la dövüşmeye başlamış. Arap baskın çıkmış, oğlanı alt ederek onu tutsak etmiş. Oğlanın atı kişneye kişneye oradan kaçmış. Üç yolun ağzında bekleyen vezir bakmış ki ne gelen var ne giden, oğlandan bir haber yok… O da dönüp saraya gelmiş. Olanı biteni oğlanın kardeşine anlatmış. Ortanca kardeş, ağabeyini bir süre beklemiş ama gelen giden olmamış. Saraydakiler büyük oğlanın dönmeyeceğinden emin olunca ortanca kardeşi padişah yapmışlar. Gel zaman git zaman, ortanca oğlan da ava çıkmış. Vezirini yanına alıp yola düşmüş. Bunlar epey bir yol gittikten sonra üç yol ağzına gelmişler. Oğlanın aklına babasının vasiyeti gelmiş ama yine de kendi bildiğini okumuş. Vezire dönüp: — Ben de aynı yoldan gideceğim. Bakayım ağabeyime ne oldu, demiş. Abisinin gittiği yere atını sürmüş. Yolda giderken bu da çiğdem çiçeğine rastlamış, onu koparmaya çalışmış. O koparmak istedikçe çiğdem uzaklaşmış. Oğlan kovalamış, o kaçmış. Nihayet bu oğlan da ağabeyinin gittiği mağaranın önüne gelmiş. İçerdeki pilavı görünce pilav kazanının önüne varmış. Tam o sırada Arap ortaya çıkmış. Oğlana: — Ey âdemoğlu, evvela selam, sonra kelam! Gel seninle önce dövüşelim, sonra pilavını yersin, diye seslenmiş. Oğlanla dövüşe tutuşmuşlar. Arap bu oğlanı da alt edip tutsak etmiş. Oğlanın atı da kişneyerek kaçmış, öbür atın yanına gitmiş. Üç yol ağzında bekleyen vezir, bakmış ki yine gelen giden yok. — Bu oğlanın başına da bir hâl gelmiştir, diyerek saraya dönmüş. İki oğlan da gittiği yoldan geri gelmeyince küçük oğlanı tahta geçirmişler. Aradan bir zaman geçmiş. Küçük oğlan da ava çıkmak istemiş. Ağabeyleri gibi vezirini yanına almış, yola çıkmış. Gide gide üç yolun ağzına varmışlar. Oğlan, ağabeylerinin gittiği yoldan gitmek istemiş. Vezir buna razı olmamış: — Ağabeylerinin ikisi de gittikleri yoldan dönmedi. Sen de gidip dönmezsen bize kim padişahlık edecek, diyerek oğlanı vazgeçirmeye çalışmış. Küçük oğlan: — Olmaz, illa gideceğim. Hem ağabeylerimi arar hem bu yolda ne varmış görürüm, demiş. Vezirin sözüne kulak asmayan oğlan, atını ağabeylerinin gittiği yola sürmüş. Gitmiş, gitmiş, epey bir yol gitmiş. Yolda bir ara atların kişneme sesini duymuş. Kendi kendine: — Herhâlde ağabeylerim buraya yakın bir yerdeler, demiş. O esnada yolun kenarındaki çiğdem çiçeğini görmüş. Ne bilsin, bu da koparmaya çalışmış. Oğlan çiçeğe yaklaştıkça çiçek ondan kaçmış. Oğlan çiçeği kovalaya kovalaya mağaradaki pilav kazanının yanına gelmiş. Oğlan pilav kazanını görür görmez: — Karnım da çok acıktı. Zaten çiğdemi de koparamadım, bari şu pilavdan biraz yiyim de karnımı doyurayım, demiş. Atından inip pilav kazanını başına gelmiş. Tam kaşığını kazana daldıracakken Arap çıkmış: — Şehzadem, selamdan evvel kelam olmaz! Gel seninle şöyle yiğitçe bir cenk yapalım da pilavını ondan sonra ye, helal olsun, diye seslenmiş. Şehzade ile Arap yaka paça tutuşmuş, alt alta, üst üste dövüşmeye başlamışlar. Meğerse oğlanın bildiği tılsımlı bir dua varmış. Bu duayı okuyunca Arap’ın elleri tutmamış, gücü kuvveti yetmez olmuş, kılıç elinden düşmüş. Şehzade, Arap’ı tuttuğu gibi yere çalmış. Bakmış ki çiğdem hâlâ orada duruyor. Eğilmiş, çiğdemi koparmış, kavuğunun arasına sokmuş. Atına atladığı gibi ağabeylerinin atlarının olduğu yere varmış. Ağabeylerini de atlarını da kurtarıp üç yol ağzına gelmiş. Vezir üç kardeşi görünce çok sevinmiş. Oğlanlar başlarından geçeni vezire anlatmışlar. Oğlan ile ağabeyleri saraya dönmüşler. Küçük oğlan odasına gidince kavuğundaki çiğdemi çıkarıp bardağın içine koymuş. Bardağa biraz su koyup rafa kaldırmış. Sonra da yatağına yatıp uyumuş. Padişah uyurken gecenin bir yarısı çiğdem çiçeği silkinerek güzeller güzeli bir kıza dönüşmüş. Kız masadaki sudan içerken bardağı yere düşürmüş. Ses ile uyanan padişah, karşısındaki kızın güzelliğine hayran olmuş. Kız da şehzadeyi çok beğenmiş. Bunlar birbirlerini çok sevmişler ve evlenmeye karar vermişler. Kırk gün kırk gece düğün etmişler. Yiyip, içip muratlarına geçmişler. O günden sonra üç kardeş büyüklerin tecrübelerine göre yaşamış, onların uyarılarını dikkate alarak yaşamışlar.

📖 Benzer Masallar

Tümünü Gör →

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...

Yorum yapmak için giriş yapın

Bağlan