Dünya Güzeli

Anonim - MASAL6 Derlemesi · 5 dakika okuma süresi · 369 kez okundu · ❤️ 3 beğeni
Dünya Güzeli

Dünya Güzeli

Bir varmış, bir yokmuş. Uzak mı uzak ülkelerin birinde, bir şehzade yaşarmış. Bu şehzade oldukça iyi kalpli, yardımsever ve merhametliymiş. Lalasının oğluyla okula gider ve oyunlar oynarmış. Şehzade ve arkadaşının dostluğu düşman çatlatırmış. Günlerden bir gün, şehzade ve arkadaşı, yemyeşil ormanda yürüyüşe çıkmışlar. Yürümüşler, yürümüşler bir dağın eteğine varmışlar. Bir de bakmışlar ki ne görsünler? Aydan daha parlak, güneşten daha aydınlık, güler yüzlü, güzeller güzeli bir Dünya Güzeli. Şehzade, bu gül tenli kızı görür görmez âşık olmuş. Ayakları yerden kesilerek evin yolunu tutmuş. Arkadaşı, saraya gelir gelmez yemek yemeğe başlamış ancak şehzadenin gözü, Dünya Güzeli’nden başka bir şey görmüyormuş. Şehzade günden güne sararıp solmaya başlamış. Onun bu hâline üzülen babası: — Oğlum, senin için çok endişeleniyorum. Neyin var? Neden yemeden içmeden kesildin, demiş. Şehzade, uzun uzun babasına Dünya Güzeli’ne âşık olduğunu fakat onu nerede bulacağını bilemediğini, anlatmış. Karar vermiş şehzade, bulacakmış Dünya Güzeli’ni. Düşecekmiş yollara, alacakmış sevdiğini. Ertesi gün olmuş. Babası oğlu için gereken tüm hazırlıkları yapmış. Şehzadeyi yalnız bırakmak istemeyen arkadaşı da onunla gitmek istemiş ama şehzade: — Sen benim iyi günümde de kötü günümde de hep yanımda oldun. Benimle gelmek istemeni anlıyorum ancak ailemi ve vatanımızı senden ve lalamdan başkasına emanet edemem, demiş. Hazırlıklar bitmiş, şehzade ailesiyle vedalaşıp yollara düşmüş. Uzun uzun bulutların, ferahlatan güneşin, neşeli neşeli gülümseyen yıldızların altından yürümüş de yürümüş. Gelmiş limon küfü ormanına. Tarçın renkli ağaçların, gün sarısı yaprakların arasında üşüyen, tir tir titreyen bir fare görmüş. Almış eline fareyi ve minik ellerini ısıtmış. Fare: — Çok üşüyorum. Soğuktan ellerimi hissetmiyorum. Her tarafım buz kesti, demiş. Şehzade fareyi cebine koymuş ve fareye elindeki bir parça ekmeği vermiş Kendine gelen fare: — Çok teşekkür ederim. Hem beni donmaktan kurtardın hem de karnımı doyurdun. Aaa! Adımı söylemeyi unuttum. Benim adım Hardal. Bu ormanda arkadaşlarımla beraber yaşıyorum ama şimdi onları kaybettim. Şimdi hiç arkadaşım yok. Benimle arkadaş olur musun, demiş. Şaşkınlıktan nutku tutulan şehzade kekeleyerek: — Sen konuşuyor musun? Bu nasıl olur, demiş. — Evet, konuşuyorum. Hâlâ soruma cevap vermedin, demiş Hardal. Biraz kendini toparlayan şehzade: — Memnuniyetle Hardal Bey, diyerek fareye karşılık vermiş. Şehzade yeni arkadaşı Hardal’a macerasını anlatmaya başlamış. Hardal şehzadeyi dikkatle dinlemiş. Şehzadenin aklına birden sevdiği düşmüş. Dünya Güzeli’ni düşünürken Hardal şehzadeye bir soru sormuş: — Dünya Güzeli’ni güzel yapan nedir, demiş ama şehzadenin vereceği cevabı da beklemeden devam etmiş. Senin gözlerindir. Ne gördüğün değil, senin ona nasıl baktığındır, Dünya Güzeli’ni güzel yapan, demiş. Şehzade bu sözlere hayran kalmış. Hardal da sözlerine devam etmiş: — Dünya Güzeli ile tanışman için sana yardım edebilirim? Ben onun sarayının nerede olduğunu biliyorum, demiş. — Bunun için can atıyorum. Hemen yola koyulalım mı, diye cevap vermiş şehzade. Az gitmişler, uz gitmişler. Dere tepe düz gitmişler. Çayır çimen geçerek, lale, sümbül biçerek, altı ayla bir güz gitmişler. Bir de bakmışlar ki bir arpa boyu yol gitmişler. Sonunda gri renkli taşlardan, şapka desenli tuğlalardan, uzun uzun sütunlardan yapılan bir saraya varmışlar. Hardal hemen şehzadenin cebine saklanmış. Şehzadenin yanakları al al olmuş. Dünya Güzeli’nin babasının karşısına çıkmış. Derdini ona anlatmış. Baba: — Senin iyi bir insan olduğunu düşünüyorum oğlum. Bugüne kadar kızımı birçok kişi istedi ama kimse kızımla konuşmayı başaramadı. Eğer üç gün içinde kızımla konuşur, onu konuşmaya ikna edersen ve kızım da seni isterse evlenmenize izin veririm. İkna edemezsen burada benim sarayımın bekçisi olursun, demiş. Hardal hemen bir plan yapmış ve bu planı şehzadeye anlatmış. Şehzade Dünya Güzeli’nin odasına girer girmez, Hardal kilimlerin altına saklanmış. Başlamış kilim gibi konuşmaya: —Hoş geldin, sefa geldin şehzadem. Dünya Güzeli yedi kat yorganın altında yatar, yatar da yerinden kalkmaz. Misafire hizmet etmez. Yakışıklı şehzadem, benim burada canım çok sıkılıyor. Sen bana masal anlatır mısın, demiş. Daha sonra da şehzade: — Hoş buldum kilim kardeş. Tabii anlatırım, demiş. Dünya Güzeli bu duruma çok şaşırmış. Kendi kendine: — Ben aylardan beri burada yatıyorum bu kilim benimle hiç konuşmadı. Bu oğlanla neden konuştuğunu merak ettim, demiş. Dünya Güzeli’nin kıpırdadığını gören şehzade, başlamış anlatmaya: — Bir varmış, bir yokmuş. Zamanın birinde, üç arkadaş varmış. Üçü bir yola revan olmuşlar. Gitmişler, gitmişler, bir ormana varmışlar. Hava kararmış, ay kendini göstermiş. Geceyi ormanda geçirmeye karar vermişler. İçlerinden biri arkadaşlar, ormanda her türlü tehlike ile karşı karşıyayız. Her ihtimale karşı, her birimiz ikişer saat nöbet tutalım, demiş. Arkadaşları bu teklifi kabul etmişler. İlk nöbeti marangoz tutacakmış. Marangoz, uykusu kaçsın diye eline aldığı tahta parçasını oylum oylum oymuş. Uğraşa uğraşa o tahtadan bir insan figürü yapmış. Bakmış ki nöbeti bitmiş. Hemen terzi olan arkadaşını uyandırmış. Terzi uyanmış, bakmış ki tahtadan bir insan. Almış eline makası, kumaşı, dikmiş bir erkek giysisi. Saati dolunca da imam olan arkadaşını uyandırmış. İmam bakmış ki orada şık elbiseler içinde tahtadan bir adam duruyor. Kaldırmış ellerini havaya, etmiş bir dua. İstemiş tahta insana ruh. Tahta adama verilince bir ruh, tahta adam sabaha kadar tutmuş nöbeti uykusuz. Şimdi söyle bakalım marifet kimdedir, demiş şehzade. Kilim: — Terzidedir. Şehzade: — Hayır, marangozdadır. Şehzade ve kilim tartışırken Dünya Güzeli dayanamamış demiş ki: — Hiç düşünmez misiniz? Marifet hocadadır. Marangoz yaptı, terzi giydirdi. Ruhu olmasa insanın tahtadan ne farkı kalır ki, demiş ve hemen yorganın altına girmiş. Şehzade, az da olsa Dünya Güzeli’ni konuşturduğu için mutluymuş. Sabah olunca arkadaşı Hardal’ı yanına almış ve odadan dışarı çıkmış. Dünya Güzeli bakmış ki odada kimsecikler kalmamış, almış eline kilimi, fırlatmış pencereden aşağı. Güneş kendini çekerken dağların ardına, şehzade kapıda beklemiş. Hardal kapı aralığından içeri sızmış. Kilimin yerinde yeller estiğini görünce, şamdanın içine saklanmış. Şehzade sandalyesine oturmuş. Şamdan: — Buyur buyur şehzadem. Dünya Güzeli yorganı başına çekmiş, yerinden kalkmıyor. Bu kaba kız, misafire saygı göstermiyor. Sen dün geceki gibi bir masal anlatır mısın? Sabaha kadar vakit geçsin, demiş. Şehzade başlamış anlatmaya: — Bir varmış, bir yokmuş. Çok da uzak olmayan bir zamanda, iki amca çocuğu varmış. Bu çocuklardan birinin adı Biricik, diğerinin adı Mercan’mış. Biricik, köyün en güzel kızıymış; Mercan ise köyün en yakışıklı, en mert delikanlısıymış. Biricik ve Mercan okul sıralarında birbirlerine âşık olmuşlar. Söz vermişler birbirlerine, büyüyünce evleneceklermiş. Sevdaları da yaşları ile birlikte büyümüş. Mercan’ın babası, ağabeyinden Biricik’i istemiş fakat ağabeyi, kardeşi fakir olduğu için Biricik’i Mercan’a vermemiş. Biricik’i de odasına kilitlemiş. Mercan olanlardan sonra, Biricik’i rahat bıraksınlar diye köyünü ve ailesini terk etmiş. Az gitmiş, uz gitmiş, altı ay bir güz gitmiş. Memleketin birine varmış. Orada kendine iki arkadaş edinmiş. Birbirlerine dertlerini anlatmışlar. Bunun üzerine hemen Yer Dinleyen, kulağını toprağa dayamış, Mercan’a sevdiğinin can çekiştiğini söylemiş. Hemen Biricik’in yanına gitmezse her şey için çok geç olabileceğini belirtmiş. Mercan’ın bir arkadaşı çok hızlı yürürmüş. Mercan’a bir adımımla bir aylık yolu giderim. Seni sevdiğine kavuştururum, demiş. Mercan, göz açıp kapayıncaya kadar Biricik’in yanına varmış. Biricik, Mercan’ı görür görmez ayaklanmış. Kızın babası, bir tanecik evladını kaybetme korkusuyla kızını Mercan’a vermeyi kabul etmiş. Kırk gün, kırk gece düğün yapmışlar. Muratlarına ermişler. Şehzade masaldan sonra, şamdana: — Sence Biricik’i kim kurtardı, diye sormuş. Şamdan: — Elbette, yer dinleyen kurtardı. O haber vermeseydi nasıl kurtulacaktı, demiş. Şehzade: — Hayır, tabii ki Mercan kurtardı. Şehzade ve şamdan uzun uzun tartışmışlar. Bir sonuca varamamışlar. Sonunda Dünya Güzeli kalkmış yatağından. Anlatılanlara daha fazla sessiz kalamamış: — Galiba siz düşünmeden konuşuyorsunuz. Marifet ne adımcıda ne de Mercan’da. Marifet beraber hareket etmekte. Yer dinleyen haber vermese, adımcı Mercan’ı götürmese, Biricik Mercan’ı yanında görmese nasıl iyileşecekti, demiş ve saniyeler içinde yatağına geri girmiş. Şehzade ve Hardal, Dünya Güzeli’ni ayağa kaldırdıkları için çok sevinmişler. Dört gözle yarın geceyi beklemişler. Sabah olunca da şehzade ve Hardal iki gündür açık olan kapıdan çıkmışlar. Onlar çıkar çıkmaz Dünya Güzeli, şamdanı almış, pencereden dışarı atmış. Atarken de: — Kaç senedir buradayım, demek benimle konuşmazsın da elin oğluyla konuşursun, diyerek sinirli sinirli girmiş yatağına. Akşam olunca şehzade yine kapıyı çalarak içeri girmiş. Bu kez Hardal, karyolanın kenarına saklanmış. Demiş ki: — Hoş geldin şehzadem. Bu kız yine yattığı yerden kalkmıyor. Misafir geldi, demiyor. Sen bugün de masal anlatır mısın? — Hoş buldum karyola. Hay hay, diyerek başlamış anlatmaya. Bir varmış, bir yokmuş. Bir padişahın güzeller güzeli bir kızı varmış. Bu kızın birbirinden güzel elbiseleri, çeşit çeşit ayakkabıları, sayamayacak kadar çok arabaları varmış ama çok mutsuzmuş. Çünkü bu kız şaşıramıyormuş. Babası ne yaparsa yapsın bu kız bir türlü şaşırmayı beceremiyormuş. Babası, bir karar almış. Halkına, kim kızımı şaşırtabilirse ona kırk kese altın vereceğim. Kendine güvenen herkes üç gün sonra sarayıma gelsin diye seslenmiş. Yıkık dökük bir evde yaşayan fakir bir çoban da padişahın söylediklerini duymuş. Düşünmüş taşınmış, aklına babasının külden atı gelmiş. Bu at, sıradan bir at değilmiş. Uçan bir atmış. Üç günün sonunda almış atını yanına, çıkmış padişahın huzuruna. Padişahın kızının karşısına birçok kişi çıkmış. Kimse, kızı şaşırtmayı başaramamış. En son sırada çoban varmış. Çoban atını avluya getirmiş ve etrafa göstermeye başlamış. Padişahın kızı atı görünce çok sinirlenmiş. Çoban ata, kül ol, deyince attan geriye bir avuç kül kalmış. Bu olay padişahın kızının dikkatini çekmiş ama yine de şaşıramamış. Çoban devam etmiş ve küllere külden at ol ve beni uçur, demiş. Küllerin içinden bir at çıkmış. Bu at, çobanı sırtına alarak gökyüzünde süzülmüş. Padişahın kızı çok şaşırmış. Gözleri fal taşı gibi açılmış. Bunu gören padişah çok sevinmiş. Çoban geri gelince eline kırk kese altını vermiş. Çoban kabul etmemiş ama padişahın kızına âşık olmuş. Onun hayaliyle çıkıp gitmiş köyüne. Çoban köyüne varadursun. Padişahın kızını bir ejderha kaçırmış. Padişah, çok didinse de kızını ejderhadan alamamış. Aklına çobandan yardım istemek gelmiş. Çıkmış çobanın karşısına, ne yaptım ne ettimse kızımı kurtaramadım. Kızımı ancak sen kurtarırsın. Lütfen, kızımı kurtar, demiş. Çoban, uçan atına binmiş. Serpmiş ejderhaya ölü toprağını. Kurtarmış padişahın kızını. Ejderha kırk yıllık bir uykuya dalarken kızı kavuşmuş babasına. Padişah kızı da gönül verince çobana, çoban koşmuş düğün meydanına. Kırk gün kırk gece düğün yapmışlar. Muradına ermişler. Masal bitince şehzade: — Masal bitti, karyola. Söyle bakalım marifet çobanda mı, atta mı, padişahta mı? Karyola: — Padişahta. Eğer çobanın yanına gitmeseydi çoban kızı kurtaramayacaktı, demiş. Şehzade: —Hayır atta. Eğer at olmasaydı kızın karşısına bile çıkamayacaktı, demiş. Bunlar yine başlamışlar tartışmaya. Dünya Güzeli konuşulanlara dayanamayınca ayağa kalkıp şehzadeye dönmüş, bir hışımla: — Sen, kimsin? Nereden geldin? Üç gündür odama gelip neden masal anlatıyorsun? Bu eşyalar neden benimle konuşmuyor da seninle konuşuyor, diye sormuş. Şehzade: — Ben çok uzak bir memleketin şehzadesiyim. Uzun uzun yollardan sizi görmek için geldim. Sizinle bir yuva kurmak istiyorum. Sizi konuşturmak ve evlenmeye ikna etmek için masal anlatıyorum. Peki, siz neden yedi kat örtünün altından çıkmıyorsunuz, demiş. Dünya Güzeli: — Senin gibi benimle evlenmek isteyen pek çok kişi oldu. Ben de benimle evlenmek isteyenlere bir test yapmak istedim. Bu yüzden kimseyle konuşmadım. Senden başka dayanan, beni konuşturmak için bu kadar çabalayan kimse olmadı. Sabır ve fedakârlık olmadan sevgi olmaz. Sevginize inandım şehzadem, demiş. Kızının sözlerini duyan padişah hemen bir düğün meydanı kurdurtmuş. Dünya Güzeli ve şehzadeye kırk gün, kırk gece düğün yapmışlar. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine...

📖 Benzer Masallar

Tümünü Gör →

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...

Yorum yapmak için giriş yapın

Bağlan