Hava ile Suna

Anonim - MASAL6 Derlemesi · 5 dakika okuma süresi · 146 kez okundu · ❤️ 0 beğeni
Hava ile Suna

Hava ile Suna

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, mutlu bir çift varmış. Bu çiftin Hava adında güzel bir kızları varmış. Hava’nın annesi vefat edince babası yeniden evlenmiş. Hava’nın üvey annesinin de Suna adında bir kızı varmış Hava ile Suna arkadaşlarmış ama üvey anne, Hava’yı çok sevmez, kendi kızını severmiş. Zor işeri de Hava’ya yaptırırmış. Bir gün üvey anne Hava’ya: — Hava, hadi şu yünleri yıka da gel, demiş. Kız kocaman yün kovasını sırtlayıp yola düşmüş, gitmiş gitmiş bir dereye varmış. Dere hızlı akıyormuş. Tam yünleri yıkarken birden yünler kızın elinden kaçmış. Yün gitmiş, kız gitmiş; yün gitmiş, kız gitmiş. Kız, üvey annesinden korktuğu için yünü bulmak zorundaymış. Etrafına bakınmış ve derenin kenarındaki bir atla bir köpek görmüş. At demiş ki: — Benim önümdeki eti al, köpeğin önüne koy; köpeğin önündeki otu da al, benim önüme koy. Kız kendisine söylenenleri yapmış. Sonra yünün peşinden koşmaya devam etmiş. Yüne yeniden yaklaştığı sırada bir ağaç görmüş. Ağaç kıza: — Şu altımdaki yaprakları elinle bir süpür de öyle git, demiş. Kız hemen eliyle ağacın yapraklarını süpürmüş, yaprakları bir köşeye toplamış. Sonra yine yünün peşinden koşmaya devam etmiş. Yün gitmiş, kız gitmiş; yün gitmiş, kız gitmiş, az ileride bir tandır görmüş kız. Tandır kıza: — Benim külümü bir kürekle temizleyiver, yanmaz oldum, demiş. Kız hemen küreği kaptığı gibi tandırın külünü temizlemiş, tandır da yeniden yanmaya başlamış. Kız işi bitince yünün peşinden koşmaya devam etmiş. Ama bu sefer yünü gözden kaçırmış. Tam yün gitti diye oturup ağlayacakken kızın yanına bir dev gelmiş. Pek büyük bir devmiş bu. Kızı görür görmez: — Hadi benim evime gidelim, demiş. Kız korkusundan ne diyeceğini bilememiş. Ağzından yarım yamalak bir şekilde: — Tamam, kelimesi çıkmış. Devin evi, dağların arasında, ıssız bir yerdeymiş. Beraber oraya gitmişler, eve girmişler. Dev, kıza: — Şu saçımdaki bitleri bir temizleyiver, demiş. — Olur, hadi şöyle uzan da temizleyeyim, demiş kız. Kız devin saçındaki bitleri temizlemiş. Dev, kıza yaptığı bu iyilikten sonra bir sürü altın hediye etmiş. Kız masanın üzerinde kırk tane anahtar görmüş. Deve sormuş: — Bu anahtarlar nereyi açıyor? — Söylemem. Öğrenmeye çalışanı da yerim, kapıları açmaya çalışanı da yerim, demiş. Kız korkusundan susmuş. Dev başındaki bitlerden kurtulunca uykuya dalmış. Kız da sessizce anahtarları almış, evin içindeki kırk kapıyı tek tek açmaya başlamış. Birini açmış, içinde yiyecek varmış. Birini açmış, içinde altın varmış. Derken kapıların hepsini tek, tek, tek açıp bakmış. Hepsinin içi doluymuş. Sonunda kendi kendine: — Bu dev beni yemeden buradan kaçıyım, demiş. Dev uykudan uyanıp bakmış ki kız yok. Evdeki kırk kapı da açılmış, dev kızın kaçtığını anlamış. Hemen kızın kokusunun geldiği tarafa doğru koşmaya başlamış. Ayakları çok büyük olduğu için de kıza yetişmesi zor olmamış. Kızı gördüğünde, kız tandırın yanından geçmekteymiş. Kız hemen tandırdan yardım istemiş: — Aman tandır, canım tandır, beni devden kurtar, demiş. Tandır birden alevlenmiş, alevler devin boyunu geçmiş. Dev alevlerle uğraşadursun, kız kaçmaya devam etmiş. Bir süre sonra alevlerden kurtulan dev, yine kıza yaklaşmış. Kız bu kez yanından geçtiği ağaçtan yardım istemiş: — Aman ağaç, canım ağaç, beni devden kurtar, demiş. Ağaç hayli heybetliymiş. Hemen dallarını indirip Hava’yı en yukarıya kaldırmış. Dev, ağacın yanına gelmiş: — Hava aşağıya in. Seni yemeyeceğim, söz veriyorum, demiş. Kız inmemiş. Dev sinirlenmiş: — Dedemden kalma bir baltam var. O baltayı getirip bu ağacı kökünden keserim, seni de yakalarım, demiş. Dev eve baltasını almaya gitmiş. Kız da bunu fırsat bilip hemen ağaçtan inmiş, kaçmaya devam etmiş. Dev baltayı evden getirmiş ama bakmış ki kız ağacın üstünde yok. Baltayı bir kenara atıp yine kızın kokusuna doğru koşmaya başlamış. Koşmuş, koşmuş koşmuş, tam kıza yetişeceği vakit kız, atın ve köpeğin yanına gelmiş. Onlara: — Aman dostlar, canım dostlar, beni devden kurtarın, demiş. At ile köpek: — Sen hele bizim arkamıza geç, demişler. Dev, hayvanların yanına gelmiş. Tam kızı yakaladım derken deve önce at çifte atmış, sonra da köpek devi ısırmış. Dev, at ve köpekle uğraşırken yorgun düşmüş. Kız oradan kaçıp kendi evine gelmiş. Evin horozu kümesin damındaymış. Kızın geldiğini ilk önce o görmüş. Hava’nın babası kızının başına bir hâl geldiğini düşünüyor, telaşla kızının eve gelmesini bekliyormuş. Birden horozun sesini duymuş: Horoz: — Üüü ürü üüü ü! Hava ablam altınlarla geliyor, diye bağırıyormuş. Üvey anne: — Hava nereden bulacak altını, demiş. Horoz yine: — Üüü ürü üüü ü! Hava ablam altınlara batmış geliyor, diye bağırmış. Üvey anne sinirle kendi kızına seslenmiş: — Kızım çık, bak şu horoza, ne dediğini bilmiyor, demiş. Kızı çıkıp bakmış ki horoz doğru söylüyor: — Annee! Hava altına batmış geliyor, demiş. Hava eve ulaşmış, ağlamış sızlanmış, başından geçenleri bir bir anlatmış. Devden aldığı altınları da babasına vermiş. Adamın üvey kızı Suna, Hava’yı kıskanmış. Annesine gidip: — Anne benim gitmeme de izin ver, gidip ben de altın getiriyim, demiş. Annesi bunu kabul etmiş. Kızına: — Sen de şu yünü götür, güzelce yıka, o devden sen de altınları al, gel, demiş. Suna hemen yola düşmüş. Dere kenarına varmış. Beklemiş, beklemiş, dev gelmemiş. Sonra Hava’nın yünü yakalamak için koştuğu aklına gelmiş. O da yünü dereye bırakıp peşinden koşmaya başlamış. Koşarken koşarken Hava’nın anlattığı atla köpeğe denk gelmiş. At: — Benim önümdeki eti al, köpeğin önüne koy. Köpeğin önündeki otu al, benim önüme koy, demiş. Suna: — Sizin etiniz otunuz batsın. Bana ne, ben sizin hizmetçiniz miyim, demiş. Kız onların dediğini yapmadan yünün peşinden koşmaya devam etmiş. Gitmiş, gitmiş gitmiş, az ilerideki ağaca rastlamış. Ağaç: — Altımdaki şu yaprakları elinle süpürüp toplayıver, demiş. — Var git şuradan, yapamam, demiş Suna. Kız onun dediğini de yapmamış. Derenin içinde koşmaya devam etmiş. Tam yüne yaklaştığı yerde, tandıra denk gelmiş. Tandır: — Külüm pek doldu, külümü bir temizleyiver, ateşim sönüyor, demiş. — Senin külün batsın. Bu neymiş böyle, herkes benden bir şey istiyor, demiş kız. Kız tandırın dediğini de yapmadan yoluna devam etmiş. Ama bir türlü deve rastlayamamış. Tam ümidi tükeniyormuş ki dev bir anda yanında belirmiş. Dev: — Ooo, sen insanoğlu musun? — Evet, insanım insan, demiş. Dev: — Hadi o zaman seni evime götürüyüm, demiş. Suna: — Olur olur, götür, demiş. İkisi devin evine gelmişler. Ev, aynı bacısının anlattığı gibi bir yermiş. Suna, deve: — Yat da saçındaki bitleri temizleyim, demiş. — Nereden biliyorsun sen benim saçımda bit olduğunu, demiş dev. — Saçların pek güzel de dokunayım diye öyle söyledim, demiş kız. Dev: — İyi o zaman, hadi temizle bakalım, demiş. Dev uzanmış, kız da onun bitlerini temizlemiş. Gözüne Hava’nın dediği anahtarlar ilişmiş. Dev biraz sonra uykuya dalmış. Kız bakmış ki dev iyice derin uyuyor, hemen kalkıp anahtarları almış. Sonra kapıları tek, tek açmaya başlamış. Tam da Hava’nın dediği gibiymiş kapılar. Dev biraz sonra uyanmış. Bir de bakmış ki anahtarlar yerinde yok, bütün odalar da açılmış: — Aman bu kız da beni mahvetti, altınlarımı alıp kaçtı, diye bağırmış. Dev hemen kızın peşine düşmüş. Kız koşmuş, dev koşmuş; kız koşmuş, dev koşmuş, dev tam yetiştiği sırada kız tandırı görmüş: — Aman tandır, canım tandır, beni devden kurtar, demiş. Tandır: — Sen benim külümü aldın mı ki ben seni kurtarayım, demiş. Kız can havliyle yine koşmaya başlamış. Koşarken koşarken ağacı görmüş: — Aman ağaç, canım ağaç, beni devden kurtar, demiş. — Sen benim altımı süpürdün mü ki ben seni kurtarayım, demiş. Kız son bir gayretle koşmuş ama artık dermanı kalmamış. Atla köpeğe denk gelmiş: — Aman kardeşler, canım kardeşler, beni devden kurtarın, demiş. — Sen bizim önümüze yiyecek koydun mu ki biz seni kurtaralım, demişler. Kız devin elinden kurtulmuş ama kan ter içinde kalmış, canını zor kurtarmış. Suna perişan hâlde evine gelmiş. Horoz yine kümesin damındaymış. Suna’yı görünce bağırmaya başlamış: — Üüü ürü üüü ü! Suna ablam suya batmış geliyor. Kızın anası demiş ki: — Benim kızım altın getirecek. Horoz yine bağırmış: — Üüü ürü üüü ü! Suna ablam kan ter içinde geliyor, demiş. Suna’nın annesi dayanamayıp dışarı çıkmış. Horoza: — Altına bulanmış diyeceğine kan tere bulanmış diyorsun, diye kızmış. Sonra bir bakmış ki horoz doğru söylüyor, kızı perişan hâldeymiş. Hemen kızına: — Ne oldu sana kızım, ne oldu böyle, demiş. — Anne giderken bir atla köpeğe denk geldim, sizin otunuz da batsın etiniz de dedim. Bir ağaca denk geldim, senin yaprağın batsın dedim. Bir tandıra denk geldim, senin külün batsın dedim. Onlar da beni devin elinden kurtarmadılar, kendi canımı zor kurtardım, kan ter içinde kaldım, demiş. Suna yardımsever olmayışının bedelini ödemiş. Anne ile kız, iyilik yapmanın değerini anlamış. Yaşananlardan ders almış, o günden sonra Hava ile Suna’yı hiç ayırt etmemiş. Artık Hava da mutluymuş. Hep birlikte mutlu, mesut yaşamışlar. Bunları dedim, arkamı döndüm, ardımdakilere masal bıraktım.

📖 Benzer Masallar

Tümünü Gör →

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...

Yorum yapmak için giriş yapın

Bağlan