Bir varmış, bir yokmuş. Eskiden tembel Ömer isimli bir kişi yaşarmış. Bu adam gerçekten de tembel mi tembel, şaşkın mı şaşkınmış. Hiçbir geliri de yokmuş. Bazı bir oduna gider, üç beş çırpı getirir, onunla geçimini sürdürürmüş. Tembel Ömer’in bir de eşeği varmış. Bu eşeği ona annesi vermiş. Bir gün annesi Ömer’e: — Oğlum kalksan da şu eşeğinle biraz odun getirsen onunla geçimimizi sürdürsek, demiş. Tembel Ömer eşeğini alıp padişahın sarayının yakınında odun toplamaya gitmiş. Eşeğine sarmak için biraz odun toplamış. Topladığı odunları eşeğin bir yüzüne sararken, eşeğin öbür yüzündeki odunlar yere yıkılmış. Tembel Ömer odunları eşeğine saracağım diye uğraşıyormuş. Onun bu hâllerini uzaktan padişahın karısı görmüş. Kızına dönüp: — Şu adam ne kadar da şaşkın, demiş. Padişahın kızı: — Adam şaşkın değil, onun hanımı yoktur, demiş. Anne kızının söylediği bu söze çok sinirlenmiş. Akşam olunca padişaha olanları anlatmış: — Bugün buradan şaşkın bir adam geçti. Kızına odun taşımaya çalışan bu adamın şaşkın olduğunu söyledim. Kızın da bana hayır bu adam şaşkın maşkın değil, adamın hanımı yoktur dedi, demiş. Padişah: — O adama tembel Ömer, derler kızım. Eğer istersen seni onunla evlendireyim, adam mı şaşkınmış, adamın gözünü hanımı mı açarmış gör, demiş. Kızı babasına: — Eğer o da benimle evlenmeyi isterse ben bu teklifi kabul ederim babacığım, demiş. Bunun üzerine padişah Tembel Ömer’i çağırtmış. Ona: — Eğer istersen kızımı seninle evlendirmek isterim, demiş. Tembel Ömer bu teklife çok şaşırsa da: — Kızınızla evlenmeyi seve seve kabul ediyorum padişahım, demiş. Padişah kızı ile tembel Ömer’in düğününü yapmış. Tembel Ömer’in bir dağ kelifciği[1] varmış. Düğünden sonra padişahın kızını bu kelife götürüp indirmişler. Tembel Ömer kelifin* bir tarafına yatınca, bir tarafını kirletmiş. Sürüne sürüne öteye beriye gitmiş ama dışarıya çıkacak hâli yokmuş. Padişahın kızı gelince o kelifin içini temizlemiş, pırıl pırıl parlatmış, yıkayıp yerleştirmiş ve orayı bir ev hâline getirmiş. Yemek vakti olduğunda sofrayı Ömer’den uzak bir yere sermiş. Sonra da: — Ömer gel, ekmek yiyelim, demiş. Adam sürüne sürüne sofraya gelince hanımı sofrayı biraz ileri çekip: — Ömer gel, yemeği burada yiyelim, demiş. Bu sefer de Ömer, sürüne sürüne o tarafa gitmiş. Ömer’e böyle böyle biraz can gelmiş, Ömer ayağa kalkmış. Bir gün tembel Ömer’in evinin yanına bir kasap gelmiş. Yakınlardan biraz koyun alan bu kasap, koyunlarını oradan taşıyarak başka köye götürecek birini arıyormuş. Bunu duyan padişahın kızı, hemen Ömer’e: — Ömer şu kasabın koyunlarını köyden çıkarıp, şu köye kadar sürmelisin, demiş. — Tamam, demiş Ömer hanımına. Öyle ya koyunları sürerken koyunlar öte kaçacak, beri koşacak, Ömer de onları çevire çevire götürecek ki ayaklanacakmış. Neyse Ömer koyunları sürüp köyden çıkarmış. Kasap da Ömer’e ücretini verip onu evine göndermiş. Padişahın hanımı böyle böyle kocasını ayağa kaldırmış. Hanımı bir gün yine Ömer’e: — Ömer, sana bir eşek alıversem, dağdan odun çeker misin, diye sormuş. Ömer: — Çekerim, demiş. Hanımı Ömer’e eşeği almış. Ömer dağdan odun getirmeye başlamış. Getirdiği odunları da satarak para kazanmaya başlamış. Bir gün Ömer kendi kendine yarın kar kış gelecek. O zaman oduna gidemem. Şimdiden odunun birazını köye getireyim. Birazını da dağda bir karaltıya yığayım. Getirmesi ve satması daha kolay olur, diye düşünmüş. Her gün iki yük odun kesen Ömer, bu odunlardan bir yükünü köye getirip satmış, bir yükünü de dağda bir karaltıya yığmış. Böyle böyle epey bir para kazanıp odun biriktirmiş. Derken kış gelip çatmış. Kar, kış, buz soğuk... Köylüler bu havada oduna gidip akşama kadar bir yük odunu zor buluyorlarmış, Ömer ise yazın yığdığı odunlardan sarıp evine getiriyormuş. Bu odunlar kuru olduğu için de onları daha pahalıya satıyormuş. Köylüler, tembel Ömer daha çok para kazanıyor diye onu kıskanmışlar. Kendi aralarında Ömer’in dağa yığdığı odunları yakmaya karar vermişler. Bir gün gidip Ömer’in dağdaki odununu ateşe vermişler. Odunların hepsi cayır cayır yanmış. Ertesi gün Ömer, eşeğini alıp dağa odun almaya gitmiş. Bakmış ki odunları yanmış, kül olmuş. Odunların yerinde, taştan şeyler kalmış. Onlardan bir avuç alıp, evine getirip: — Ay hanım, odunu yakmışlar da işte külceğizi kalmış, diye söylenmiş. Hanımı: — Hani bakayım, demiş. Ömer’in elindekilerin ham maden olduğunu anlayan hanımı hemen Ömer’e: — Bunlardan başka var mı orada, diye sormuş. Ömer: — Çok var, demiş. — Öyleyse varıver eşeği al. Orada bundan ne kadar varsa hepsini heybelere doldurup gel, demiş hanımı. Ömer gitmiş, o küf gibi taşları toplamış, heybelere doldurup doldurup getirmiş. Hanımı da bu altınları satıp çok para kazanmış. Bundan Ömer’in haberi olmamış. Bir gün, Ömer’in karısı: — Ömer odun satar geçinirdik. Odunu da yaktılar. Sen bir ay gurbete gidip çalışıp gelsen, diyerek kocasını İstanbul’a göndermiş. Neyse Ömer gurbete gitmiş, bir zaman çalışıp köyüne dönmüş. Ömer köye gelince kelifçiğini aramış ama kelif melif bulamamış. Karşısına çıkanlara: — Arkadaş, Tembel Ömer’in evi neresi, diye sormuş. Karşılaştığı adamlar Ömer’e: — Tembel Ömer yok artık. Ona Ömer Bey, diyeceksin. O padişahın kızını aldı, artık Ömer Bey oldu, demişler. Kime sordu ise bu cevabı alan Ömer, yolda geçen birine: — Arkadaş Ömer Bey’in evi neresi, diye tekrar sormuş. Yoldaki adam: — İşte şu bina, diyerek Ömer’e evini göstermiş. Ömer bir bakmış ki burası yedi sekiz katlı, yüksek bir saraymış. Meğer burayı Ömer gurbette iken karısı altınları satarak kazandığı parayla yaptırmış. Neyse, Ömer Bey saraya çıka çıka çıkmış. Bakmış ki karısı sarayda oturmuş kendisini bekliyormuş. Karısı hemen Ömer’i karşılamış, olanları anlatmış. Sonra da Ömer’e babasını yani padişahı saraylarına davet etmeyi teklif etmiş. Padişah, karısını da alıp kızının evine gelmiş. Kız misafirlerini yedirip içirip ağırladıktan sonra babasına: — Canım babam, size adamın şakını olmaz hanımı yoktur dediğimde bana kızmış, saygısızlık yaptığımı düşünmüştünüz. Eş sevgisini ve ilgisini alan beyler, attıkları her işte başarılı olurlar şimdi gördünüz. Tembel Ömer artık bey oldu. Beyliğinin arkasında hanımının sevgisi, desteği ve ilgisi vardı. Hanımlar beylerini, beyler de hanımlarını desteklerlerse birlikte ilerler ve örnek bir çift olurlar, bunu ben annemle sizden gördüm babacığım, demiş. Padişah ve hanımı kızlarını yanlış anladıkları için pişman olmuşlar. Damatlarının bey olmasına, kızlarının da güzel bir eş olmasına sevinmişler. Bir ömür mutlu mesut yaşamışlar. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine… * kelif: Kulübe
Tembel Ömer
Anonim - MASAL6 Derlemesi ·
5 dakika okuma süresi ·
284 kez okundu ·
❤️ 0 beğeni
Tembel Ömer
📖 Benzer Masallar
Tümünü Gör →
1. Sınıf Masalları
Kibirli Çiçek
Bu masal, kibir, bencillik, yardımseverlik, arkadaşlığın ve iç güzelliğin önemi temalarını işleyen, didaktik (öğretici) ...
5 dk
5.0
298
1. Sınıf Masalları
Altın Kartal ile Saksağan
Altın Kartal ile Saksağan, iki farklı türden olan ancak birbirlerine yardımseverlik ve dostluk dolu bir öyküyü anlatıyor...
15 dk
5.0
230
Sonraki masal yükleniyor...
Bu kategoride başka masal yok
Ana Sayfaya Dön
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bağlan