Avcı Mehmet

Anonim - MASAL6 Derlemesi · 5 dakika okuma süresi · 359 kez okundu · ❤️ 1 beğeni
Avcı Mehmet

Avcı Mehmet

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, yaşlı annesiyle birlikte yaşayan bir Avcı Mehmet varmış. Bir gün Avcı Mehmet ava giderken yolda çocukların sevdiği bir kedi yavrusu görmüş. Çocukların yanına gitmiş: — Size birer tane ceviz versem kediyi bana verir misiniz, demiş. Çocuklar kediyi ne yapsınlar? Alıp kediyi Avcı Mehmet’e vermişler. Avcı Mehmet kediyi alarak evine getirmiş. Avcı Mehmet ertesi gün ava giderken aynı çocukların bu defa da bir köpek yavrusunu sevdiklerini görmüş. Çocuklara yine birer tane ceviz vermiş, köpek yavrusunu da evine getirmiş. Kedi ile köpek yavrularını evinde beslemeye başlamış. Bir gün Avcı Mehmet dağa çıkmış. Dağda kara bir yılanın beyaz bir yılanı kovaladığını görmüş. Beyaz yılana acıyan Avcı Mehmet, kara yılana ok fırlatmış fakat Avcı Mehmet’in oku yanlışlıkla beyaz yılanı vurmuş. Yılan yaralansa da oradan kaçmayı başarmış. Avcı Mehmet yaptığına çok pişman olmuş. Üzüntü içinde evine dönmüş. Beyaz yılan da yılanlar padişahının kızıymış. Avcı Mehmet’in kendisini yaraladığını babasına anlatmış. Duyduklarına çok öfkelenen padişah, iki yılanı Avcı Mehmet’i yakalayıp getirmeleri için görevlendirmiş. Yılanlar Avcı Mehmet'i bulmak için yola çıkmışlar. Avcı Mehmet de kahvede bir köşeye çekilmiş, üzüntülü bir şekilde oturuyormuş. Onun bu durumunu gören arkadaşları yanına gelip sormuşlar: — Hayrola Avcı Mehmet, ne oldu sana, niye böyle üzüntülüsün, demişler. — Sormayın arkadaşlar! Bugün çok kötü bir şey yaptım. Kara bir yılan beyaz bir yılanı sıkıştırmıştı. Beyaz yılanı, kara yılanın elinden kurtarayım derken, yanlışlıkla vurdum. Üzüntüm bundandır, demiş. — Nasıl olur Avcı Mehmet! Sen attığını vuran bir kişisin. Böyle bir yanlışlığı nasıl yaptın, demişler. Mehmet: — Ben de bilmiyorum, oldu bir kere, demiş. Yılanlar bu konuşmaları dinliyorlarmış. Avcı Mehmet’in padişahın kızını yanlışlıkla vurduğunu öğrenince, geri dönerek durumu padişaha bildirmişler. Yılanlar sultanı adamlarına emretmiş: — İkiniz de kılık değiştin, Avcı Mehmet’in en yakın iki arkadaşı kılığına girin sonra da onu bana getirin, demiş. Yılanlar, arkadaşları kılığında Avcı Mehmet’in evine gelmişler. Ona: — Haydi bugün ava gidelim, demişler. Avcı Mehmet: — Kusura bakmayın, canım hiçbir yere gitmek istemiyor, dediyse de arkadaşları ısrar etmişler. Avcı Mehmet de onlarla ava diye yola çıkmış. Arkadaşları kılığındaki yılanlar, Avcı Mehmet’in padişahın huzuruna çıkartmışlar. Olanları bir de Avcı Mehmet’ten dinleyen padişah, onu sarayında birkaç gün misafir etmiş. Bu arada sultanın kızı da iyileşmiş. Avcı Mehmet ile arkadaş olmuşlar. Bir gece Avcı Mehmet’e: — Babam seni mükâfatlandıracak. Dile benden ne dilersen derse, sen de dilinin altındaki mavi boncuğu isterim de, diye tembih etmiş. Ertesi gün yılanların padişahı Avcı Mehmet’i huzuruna çağırmış: — Avcı Mehmet, sen kızımı kurtardın. Ben de bu iyiliğin altında kalmak istemem, dile benden dünyalığını vereyim, demiş. — Sağlığını dilerim efendim, demiş Avcı Mehmet. — Benim sağlığımın sana ne faydası var? Dilediğini söyle, diye ısrar etmiş padişah. — Dilinin altındaki mavi boncuğu isterim o zaman padişahım, demiş Avcı Mehmet. Yılanlar padişahı bu istek karşısında şaşırmış. Avcı Mehmet’e bu öğüdü kızının verdiğini anlamış. Padişahın kızı: — Mavi boncuk benden de mi kıymetli babacığım, deyince yılanlar padişahı, boncuğunu Avcı Mehmet’e vermiş. Boncuğu verirken de şunları söylemiş: — Bak Avcı Mehmet! Bu boncuk sihirli bir boncuktur. Boncuğu yaladığın an karşına bir Arap çıkar ve her istediğini yapar. İnşallah onu hayırlı işler için kullanırsın, demiş. Avcı Mehmet boncuğu alarak evine gelmiş. Annesine: — Anneciğim falan sultanın kızını bana iste, demiş. — Nasıl olur oğlum. Biz fakiriz, koskoca padişah, kızını bize verir mi? Sonra biz ona nasıl bakarız, demiş. — Anne sen merak etme, kızı iste gerisine karışma, demiş Avcı Mehmet. Kadın oğlundan kurtulamayacağını anlayınca padişahın kızını istemek için saraya gitmiş. Padişahın adamları, kadını içeri almamışlar. Dilenci sanarak üç beş parça eşya verip onu göndermeye çalışmışlar ancak kadın: — Ben dilenci değilim, padişahımızı görmek istiyorum, demiş. Adamlar kadını, padişahın huzuruna çıkarmışlar. Padişah, kadını görünce sormuş: — Sen benim huzuruma çıkmaya nasıl cesaret ettin, ne istiyorsun, demiş. — Efendim, Allah size uzun ömürler versin. Benim avcı bir oğlum var. Ne kadar söylediysem de dinletemedim. Çaresiz huzurunuza geldim. Allah’ın emri, peygamberin kavli ile kızınızı oğluma istiyorum, demiş. Padişah duydukları karşısında şaşırmış. Padişah: — Oğlunuz şartlarımı yerine getirir, kızım da oğlunuzu isterse neden olmasın, demiş. — Nedir şartlarınız, demiş kadın. — Şu karşıdaki dağı görüyor musun? — Evet efendim. — O dağ benim sarayımın güneşini engelliyor. O dağı yok edecek, bir de benim sarayım gibi bir saray isterim, demiş padişah. Kadın eve dönüp olanları oğluna anlatmış: — Ay oğul, ben sana demedim mi? Kocaman padişah, kızını hiç bize verir mi, demiş. — Anne ne istedi? Sen onu söyle, demiş oğlan. — Sarayın karşısındaki dağın kaldırılmasını istedi. Bir de kendi sarayı gibi bir saray yapmamızı istedi. — Anne sen üzülme, demiş oğlan. Annesi yatınca oğlan hemen boncuğu çıkartmış, boncuğa dilini sürmüş. Birden karşısında kocaman bir arap belirmiş. Avcı Mehmet’e: — Emret ağam, demiş. Avcı Mehmet, araptan padişahın sarayının karşısındaki dağı kaldırmasını, padişahın sarayından daha güzel bir saray yapmasını istemiş, sonra da yatıp uyumuş. Uyandıklarında bir de ne görsünler? Dağ yerinden gitmiş, kendileri de çok güzel bir sarayın içinde duruyorlarmış. Avcı Mehmet hemen annesini padişaha göndermiş. Annesine: — Ben padişahın dediklerini yaptım anne, şimdi kızını isteyebilirsin, demiş. Yaşananlara çok şaşıran kadın bu sefer güzel kıyafetler içinde padişahın sarayına gitmiş. Kapıdaki askerlere: — Padişahı görmek istiyorum, demiş. — Padişahımız henüz kalkmadı, demişler. Kadın ısrarla: — Padişahımız uyanınca sarayın balkonundan dışarı baksın, demiş. Adamlar gidip padişahı uyandırarak kadının dediklerini söylemişler. Padişah da balkona çıkmış, gördükleri karşısında hayrete düşmüş. Koskoca dağ gitmiş, yerine kendisininkinden daha büyük bir saray gelmiş. Hemen kadını huzuruna çağırtmış. Ona: — Bu işi nasıl başardınız, demiş. — Bu işi oğlum başardı. Şimdi kızınızı istiyorum padişahım, demiş. Padişah kızını çağırtmış. Kızına yaşlı kadının oğluyla evlenmek isteyip istemediğini sormuş. Anlatılanları dinleyen kız, kendisini isteyen kişinin Avcı Mehmet olduğunu anlamış. Babasına evlenmek istediğini söylemiş. Padişah kadına: — Ben de bu kadar büyük bir işi bir gecede başaran delikanlıya kızımı veriyorum, demiş. Kadın hemen sarayına giderek oğluna olanları anlatmış. Kırk gün kırk gece düğün yapmışlar, padişahın kızı ile Avcı Mehmet evlenmiş. Bunlar mutlu bir şekilde yaşayıp giderken Avcı Mehmet bir gün abdest almak için boncuğu ağzından çıkararak rafa koymuş. Sonra da boncuğu orada unutmuş. Boncuğun marifetini bilen bir tüccar yıllardır sihirli boncuğu arıyormuş. Sonunda boncuğun Avcı Mehmet de olduğunu öğrenmiş. Ona sahip olmak için satıcı kılığında saraya gelmiş. Avcı Mehmet’in karısına bir şeyler satarken raftaki boncuğu görmüş, sattığı eşya karşılığında raftaki o boncuğu istemiş. Kadın da ne bilsin, eski bir boncuk diyerek satıcıya istediği boncuğu vermiş. Ertesi sabah kalktıklarında ne görsünler! Sarayın yerinde yeller esiyormuş. Karı koca Avcı Mehmet’in eski evlerinde uyanmışlar. Her şeylerini kaybetmişler. Oğlan hemen boncuğa bakmış ki yerinde yok! Karısına sormuş. O da boncuğu bilmeden satıcıya verdiğini söylemiş. Avcı Mehmet her şeyi anlamış. Tüccar o gece dağı eski yerine getirtmiş. Avcı Mehmet’in sarayını da yok ettirmiş. Avcı Mehmet üzüntü içinde sokaklarda dolaşmış. Akşam olduğunda eve gelip beslediği kedi ve köpeklerle zaman geçirmek istemiş. Onları da yerinde göremeyince: — Düşenin dostu olmazmış, kedi ile köpek bile beni terk etmiş, diye düşünmüş. Biz gelelim kedi ile köpeğe... Kendilerini besleyen Avcı Mehmet’in durumuna üzülen kedi ile köpek ne yapıp edip boncuğu tüccardan almaya karar vermişler. Evden ayrılarak tüccarın sarayına gitmişler. Kilerde yakaladıkları bir fareyi tembihlemişler. Kedi fareye: — Kuyruğunu pekmeze ve karabibere batırıp tüccarın burnuna süreceksin, demiş. Fare, kediden kurtulmak için dediklerini kedinin dediklerini yapmış. Tüccar karabiberin etkisiyle hapşırmış, boncuk da yere düşmüş. Kedi boncuğu kaptığı gibi uzaklaşmış. Köpekle birlikte Avcı Mehmet’in yanına gelmişler. Avcı Mehmet eski dostlarını görünce çok sevinmiş. Kedi ile köpek boncuğu Avcı Mehmet’e vermişler. Boncuğa tekrar kavuşan Avcı Mehmet, hemen boncuğunu yalayarak arabı çağırmış. Tekrar padişahın sarayının karşısındaki dağı kaldırtmış. Yerine de eski sarayını yaptırtmış. Tüccarı da yakalatarak padişahın huzuruna çıkartmış. Tüccar yaptıklarını padişaha bir bir anlatmış. Padişah, tüccara sormuş: — Kırk eşkin at mı istersin, kırk keskin kılıç mı? Tüccar cevap vermiş: — Kırk keskin kılıcı ne yapayım. Kırk eşkin* at verin ki buradan gideyim, demiş. Padişahın adamları tüccarı ata bindirip göndermişler. Tüccar cezasını çekmiş. Her şeyine tekrar kavuşan Avcı Mehmet de padişaha baş vezir olmuş. Çoluk çocuğa kavuşmuş. Yemişler, içmişler, muratlarına geçmişler. * eşkin: Atın dörtnal ile tırıs arasındaki hızlı yürüyüşü.

📖 Benzer Masallar

Tümünü Gör →

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...

Yorum yapmak için giriş yapın

Bağlan