Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; develer tellal iken, pireler berber iken memleketin birinde bir adam varmış. Bu adamın varı yoğu bir tane kızı varmış. Adam bu kızı çok fazla sevmezmiş. — Geçim sıkıntısıyla uğraşmaktan bezdim. Ben bu kıza nasıl bakacağım, diye kara kara düşünmeye başlamış. Aklına bir şey düşmüş: — En iyisi ben bu kıza bir oyun oynayayım. Götürüp dağa bırakayım, demiş. Bir gün kızına demiş ki: — Kızım, beraber dağa odun kesmeye gidelim mi? Kız da: — Tamam, babacığım olur, demiş. Kız, babasını o kadar çok severmiş ki onu üzecek bir şey de yapmazmış, bir şey de söylemezmiş. Baltalarını sırtlarına atmışlar. Baba kız ormana odun kesmeye gitmişler. Bir müddet odun kestikten sonra babası kıza demiş ki: — Gel, seninle bir oyun oynayalım. Ne de olsa çocuk, oyunu da sevdiği için: — Tamam baba, demiş. Babası demiş ki: — Kızım, bu oyun beni ne kadar sevdiğini öğrenmem için. Bakalım beni ne kadar seviyorsun? Şu ağacın altında oturacaksın. Saatler geçse de günler geçse de ben sana seslenmeden arkanı dönüp bakmayacaksın. Ben de senin beni ne kadar çok sevdiğini öğreneceğim. Adam, kızı oraya oturtmuş. Arka tarafta odun kırmaya başlamış. Arkadan tak, tak diye odun kırma sesi geliyormuş. Kız da babasının arkasında odun kırdığını düşünüyormuş. Derken kızın uykusu gelmiş. Olduğu yerde uyumuş. Uyumuş, uyanmış; uyumuş, uyanmış. Derken günler geçip gitmiş. Haftalar geçmiş. Kızın kafasına yukarıdan bir şey düşmüş. Kız bakmış ki yukarıdan kafasına düşen bir elma! Meğer babası kızdan kurtulmak için onu ağacın dibine oturtmuş. Sonra da bir elmayı ipe bağlamış, ağacın dalına bağlamış, kızını kandırmış. Elma ağaca değdikçe tak, tak diye ses çıkarırken kız da zannetmiş ki babası arkada odun kesiyor. Etrafında babasını görmeyince çok üzülmüş: — Tak tak tabacık, beni aldatan babacık, diye ağlamaya başlamış. Dağın başında tek başına durmak istememiş. Etrafında bir sürü zararlı hayvan varmış. Bunlardan korunmak için, kurtulmak için oradan ayrılmış. Koşmuş, koşmuş, koştukça da yolları sarpa sarmış, yolunu kaybetmiş. Derken o kadar yorulmuş ki bir ağacın dibine yığılmış, kalmış. Orada ağlamış, ağlamış. Ağaç kıza o kadar üzülmüş ki dallarıyla kızın başını okşamış. Dile gelmiş: — Kızım ağlama. Seni buradan kurtaracağım. Şimdi sen benim içime gireceksin, demiş. Kız: — Ben senin içine nasıl gireyim, demiş. — Elini benim kovuğuma koy, benim kabuğum sana açılacak, demiş. Kız elini ağacın kovuğuna koymuş. Birden kendini ağacın içinde bulmuş. Orası bambaşka bir âlemmiş. Gözün görmediği güzellikler, ağzın tatmadığı yemekler, bin bir çeşit çiçekler varmış. Öyle güzel şeyler varmış ki hepsi de kızı mutlu etmek içinmiş. Kız da çok mutlu olmuş. Her yiyecekten yemiş, içmiş; gülüp oynamış ama babasının bunu kendine niye yaptığını hiç aklından çıkarmıyormuş. Babasını çok sevdiği için bunu bir türlü kabul etmemiş. Ağlamış, ağlamış… Çiçekler dile gelip kızı teselli etmiş. Kız gene de ağlamaya devam etmiş. En sonunda oranın en büyük çiçeği kızı yanına çağırmış. — Kendini bu kadar üzme. Senin buradan kurtulmanın, babana kavuşmanın yolu deryayı bulmana bağlı, demiş. Kız: — Ben onu nasıl bulacağım, demiş. Büyük çiçek de: — Elini yapraklarımın üzerine koy, kendini deryada gör, demiş. Kız elini büyük çiçeğin yaprağının üstüne koyar koymaz kendini deryada bulmuş. Orası da çok güzelmiş. Suyun altında bin bir türlü bitki, bin bir türlü canlı varmış. Çeşit çeşit balıkların hepsi de kıza hizmet etmiş. Kız oraya gittiği için çok mutluymuş. Yemiş, içmiş, oradaki balıklarla oynamış, gülmüş ama yine de babasının ona yaptığını unutamamış. Ağlamış, sızlanmış: — Babam bunu bana niye yaptı? Benim babamı bulmam lazım, demiş. Etrafında onunla oynayan küçük balıklar kızın ağladığını görünce ona demişler ki: — Madem sen babanı arıyorsun, balıkların en büyüğünün yanına gidip onu bulmam lazım de, demişler. Kızın yanına düşüp onu büyük balığın yanına götürmüşler. Büyük balık, kızın başından geçenleri dinlemiş, demiş ki: — Kızım sen benim içime gireceksin. Ben seni bu deryanın en büyük kayasının yanına götüreceğim. Bir şartım var: Benim içime girebilmen için bir sihirli kelime var, onu söylemen lazım. Kız da: — Ben o sihirli kelimeyi nasıl bulabilirim, demiş. Büyük balık da: — Senin o sihirli kelimeyi bulman için kraliçe balığın yanına gitmen lazım, demiş. Kız deryada günlerce, haftalarca kraliçe balığı arayıp durmuş. En sonunda çok güzel bir balık görmüş. O kadar güzelmiş ki saçları altından, dişleri mercandanmış. Üstündeki pulları da incilerle süslüymüş. Kraliçe balığı bulmuş. Yanına gidip başından geçenleri anlatmış. Kraliçe balık, kızın bu hâline öyle üzülmüş ki: — Kızım sana o sihirli kelimeyi söyleyeceğim. Sen de babanı bulacaksın. Sihirli kelime senin içinde saklı, demiş. Kız düşünmüş, düşünmüş: — Allah Allah! Sihirli kelime nedir ki, demiş. Kraliçe balık da: — Başından geçenleri bir düşün, demiş. Kız düşünmeye başlamış: — Önce babam beni dağın başına getirdi. Odun kesmeyi bahane etti, kandırdı. Sonra da bırakıp gitti, demiş. Kraliçe balık: — Bunlar senin yaşadıkların ama orada söylediğin söz sihirli kelime, demiş. Kızın birdenbire aklına gelmiş: — Ben başıma gelenlerin oyun olduğunu anlayınca tak tak tabacık, beni aldatan babacık demiştim, demiş. Kraliçe balık da demiş ki: — İşte sihirli kelime o, demiş. Kız öyle sevinmiş ki hemen büyük balığın yanına gelmiş. — Kraliçe balıktan sihirli kelimenin ne olduğunu öğrendim, demiş. Kız elini büyük balığın ağzına koymuş. — Tak tak tabacık, beni aldatan babacık, demiş. Büyük balığın ağzının yavaş yavaş açıldığını görmüş. Oradan içeri girmiş. Balığın içi o kadar güzelmiş ki sanki kendi için bir yermiş gibi hissetmiş. Balığın içinde günlerce, aylarca beraber yolculuk yapmış. En sonunda büyük balık durmuş. Ağzı yavaş yavaş açılmaya başlamış. Kız oradan çıkıp gitmiş. Bir de bakmış ki karşısında koskoca bir kaya! Bu kaya büyük çiçeğin dediği kayaymış. Gitmiş, kayanın kapısının kapalı olduğunu görmüş. Ne yaptı ne ettiyse kayanın kapısını açamamış. Onun sihirli kelime ile açılacağını düşünmüş. Hemen aklına gelmiş ki beni buralara getiren tak tak tabacık, beni aldatan babacıktı, demiş. Elini kayanın üstüne koymuş: — Tak tak tabacık, beni aldatan babacık, demiş. Kayanın kapısı kendiliğinden açılmış. Kapıdan içeri girmiş ama şimdiye kadar gördüğü güzelliklerin hiçbiri orada yokmuş. Her yer zifiri karanlıkmış. Etraftan pis kokular geliyormuş. Öyle korkulacak bir yermiş ki… Bir de karşısına bakmış, kendine bir çift gözün baktığını hissetmiş. Çok korkmuş, ağlamaya başlamış. Burayı aydınlatacak, etrafını görmesini sağlayacak şeyin sihirli kelime olduğunu hatırlamış. — Tak tak tabacık, beni aldatan babacık, deyince mağaranın içi yavaş yavaş ışımaya başlamış. Her taraf ışıyınca bakmış ki karşısında babası kendine bakıyor. O kadar sevinmiş ki: — Babacığım, babacığım, seni buldum, demiş. Babasının yüzünde öyle bir yorgunluk, öyle bir üzgünlük varmış ki utandığından kızın yüzüne bakamamış. Kız gene de babasını affetmiş. Beraberce mağaradan çıkmışlar. Kendilerini deryada bulmuşlar. Deryaya doğru yol almışlar. Bu arada babası kıza başından geçenleri anlatmış: — Kızım! Ben seni dağın başında bırakıp gidince kâinattaki her şeyin bana küstüğünü fark ettim. Eve doğru giderken yolumu kaybettim. Kendimi bir ağaç kovuğunun içinde buldum. Oradaki her şey bana kötü davrandı. Ağaçlar dallarıyla beni dövdü. Bana çok işkence ettiler. Oradan beni fırlatıp bir adaya attılar. Adada dikenli bitkiler vardı. Kötülük ettiğim için bütün dikenlerini bana batırdılar. Dikenler beni kollarımdan tutup deryaya fırlattılar. Bu derya o kadar güzel değildi. Balıkların hepsi beni ısırdı. Bana kötü davrandılar. Beni dövdüler ama şu an sen yanımda olduğun için her şey güzelleşti, demiş. Kızı herkes sevdiği için deryada babasına da iyi davranmışlar. Deryadaki büyük balık yardım etmiş, adaya gelmişler. Adada büyük çiçek yardım etmiş, ağacın kovuğuna gelmişler. Ağaç, adama demiş ki: — Kızın seni affettiği için biz de sana kurduğumuz tuzakları, hapisleri aradan kaldırıyoruz. Hadi çıkın! Ağaç açılmış, baba kız oradan çıkmışlar, evlerine gitmişler. Bundan sonra bir daha birbirlerinden ayrılmamışlar. Mutlu bir ömür sürmüşler.
Tak Tak Tabacık
Anonim - MASAL6 Derlemesi ·
5 dakika okuma süresi ·
758 kez okundu ·
❤️ 4 beğeni
Tak Tak Tabacık
Masalı sesli dinle
📖 Benzer Masallar
Tümünü Gör →
1. Sınıf Masalları
Helal Mal
Bu masal, klasik nasip, dürüstlük, beklenmedik kayıp ve geri dönüş, ve gönül rızasının önemi temalarını işleyen, kısa ve...
5 dk
5.0
401
1. Sınıf Masalları
Dünya Güzeli
Bir varmış, bir yokmuş. Uzak mı uzak ülkelerin birinde, bir şehzade yaşarmış. Bu şehzade oldukça iyi kalpli, yardımsever...
5 dk
5.0
972
Sonraki masal yükleniyor...
Bu kategoride başka masal yok
Ana Sayfaya Dön
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bağlan